Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Tarımsal Bilgi

10 tane "tarım" etiketli yazı bulundu "tarım" tagli diger ogeler resimler , videolar

Tarımda Deniz Yosunu Kullanımı

deniz yosunları deniz yosunu yosun

Deniz yosunu; okyanuslarda, denizlerde ve tatlı sularda yaşayan basit bir su bitkisidir. Kırmızı, yeşil veya kahverengi görünümde olabilir. Kırmızı ve kahverengi görünümdeki suyosunları genellikle denizlerde yaşar.

Yeşil görünümlü olanlar ise çoğunlukla tatlı sularda yaşar. Suyosunları insan ve hayvanlar için yiyecek olarak kullanıldığı gibi, gübre olarak da kullanılır.

Deniz yosunları hemen hemen tüm birincil ve ikincil besleyicileri, iz elementlerini içeren ve tarımda etkisi kanıtlanmış türlerdir. Deniz yosunlarının içeriğindeki en önemli maddelerden bazıları; alginik asit, vitaminler, oksinler, en az iki tür giberilin ve antibiyotikler olup; taze deniz yosununda, kurutulmuş deniz yosunu ununda ve sıvı deniz yosunu ekstraktında bulunabilir. Bu maddelerden alginik asit, toprak düzenleyicisi; diğerleri ise bitki düzenleyicileri olarak değerlendirilebilir.

Özellikle son yıllarda, deniz yosunlarının bitki gelişimi üzerindeki olumlu etkilerinin bir sonucu olarak, bu türlerin özellikle özlerinin tarımda kullanımında artış gözlenmektedir.

Deniz yosunlarının bitki gelişimi üzerine etkisi 2 kısımda incelenebilir:

Toprak Düzenleyici Etki ve Bitki Düzenleyici Etki.

1. Toprak Düzenleyici Etki

1.1. Alginik Asit:

Deniz yosunlarından elde edilen ürünlerin, toprağın yapısını düzenlediği ve toprağın su tutma kapasitesini arttırdığı bilinmektedir. Bu durum, büyük oranda deniz yosunlarının içerdiği alginik asitlerin topraktaki metalik türler ile etkileşmesine atfedilmektedir. Topraktaki metallerle etkileşen alginik asit nemli ortamda şişer ve bu sayede toprağa daha tanecikli bir yapı kazandırır. Kısacası deniz yosunları toprakta iki önemli görevi yerine getirir: toprağın tanecikli yapısını geliştirme ve toprağın su tutma kapasitesini arttırma. Bu sayede bitkilerin kök sistemleri daha da gelişir, topraktaki yararlı mikroorganizmaların sayısı artar ve toprak daha havadar bir yapı kazanır. Deniz yosunlarının varlığında, topraktaki bakteriler poliüronidler olarak adlandırılan organik kimyasal maddeleri salgılar. Poliüronidler; kimyasal olarak toprak düzenleyici alginik asitlere benzer.

2. Bitki Düzenleyici Etki

2.1. Vitaminler

Deniz yosunları (özellikle kahverengi deniz yosunları) sadece bitkilere mahsus vitaminleri içermez; aynı zamanda deniz yosunlarına tutunmuş bakterilerin etkisiyle oluşan vitamin B12 gibi vitaminleri de içerir. Kahverengi deniz yosunlarında bulunan vitamin C miktarı, kaba yoncadaki miktar kadar yüksektir. Bununla birlikte, vitamin A içermezler, fakat vitamin A’nın öncülleri olarak değerlendirilen beta-karoten ve fukoksantin içerirler. İçerdikleri b grubu vitaminleri ise; B1 (tiyamin), B2 (riboflavin), B12, pantotenik asit, folik asit ve folinik asittir. Deniz yosunlarının içeriğinde vitamin E (tokoferol), vitamin K ve bitki gelişimini teşvik edici diğer maddeler bulunur.

2.2. Oksinler

Deniz yosunundaki oksinler indolil asetik asittir. Bu oksinler, hücrelerin gelişmesini teşvik eder. Ayrıca kök ve gövdedeki hücrelerin gelişmesini de teşvik eden oksinler, hücrelerin bölünmemesini ve sadece büyümesini sağlar. Deniz yosunlarında bulunan oksinlerin bu dengeleyici etkisi diğer oksinlerde mevcut değildir.

2.3. Giberillinler

Giberillinler büyümeyi teşvik edici özelliğe sahip hormonlar olup, oksinlerde olduğu gibi büyümeyi kontrol edici özelliğe sahip değildir. Deniz yosunlarında en az iki tür giberillin tespit edilmiştir.

2.4. İz Elementler

İz elementleri; deniz yosunlarının içerdiği en önemli bileşenlerdendir ve deniz yosunlarında iz elementlerinin hemen hemen hepsi, bitkinin kolayca alabileceği formlarda bulunur. Deniz yosunlarında bulunan nişasta, şeker ve karbonhidratlar metal iyonları ile Şelatlar oluşturarak bitkinin metal iyonlarını daha kolay almasına olanak tanır. Şelatlaşma nedeniyle deniz yosunu ürünlerinde bulunan metal iyonlarında çökelme gibi problemler gözlenmez; çoğu zaman bazik topraklarda bile çökelmezler. Bununla birlikte, deniz yosunlarında doğal olarak bulunan metal iyonlarından başka, suni olarak daha fazla metal iyonu da tutturulabilir. Bu, önemli bir endüstriyel uygulama olup, katı ve sıvı haldeki deniz yosunu ekstraktlarının verimliliği bu yolla daha da arttırılabilir.

Deniz yosunu ekstraktlarının bitkiye yapraklardan sprey edilmesiyle, yaprak yüzeyinde bulunan ve fotosentez işlemine önemli oranda katkıda bulunan bakteriler için daha uygun bir besi ortamı oluşmuş olur ve fotosentez oranında artış gözlenir. Oksinler ve Giberillinler gibi maddelerin yapraktan nüfuz etmesiyle fotosentez verimliliği daha da artar. Ayrıca bu yolla yapraklardaki mineral madde hareketliliği de artar ve yaprak gözeneklerindeki muhtemel tıkanmalar da giderilir.

Deniz yosunu özlerinin topraktan uygulanması ile kökteki mineral madde hareketliliği artar ve toprakta bitki tarafından alınamayacak formda bulunan mineraller, kolayca alınabilecek formlara dönüştürülür. Ayrıca, topraktaki faydalı mikroorganizmaların popülasyonunda artış gözlenir ve toprağın su tutma kapasitesi de artmış olur.

2.5. Antibiyotikler

Deniz yosunu içeren ürünler ile muamele edilmiş bitkilerin haşerelere ve hastalıklara karşı dayanım geliştirdikleri bilinmektedir. Kırmızı örümcek, apidler, mildiu, mantarlar vb. etkilere karşı deniz yosunlarının etkisi kanıtlanmıştır.

Bitkilerin salgına yakalanmalarından sonra, çeşitli kimyasal maddeler ile iyileştirilmesi “kemoterapi” olarak bilinir. Deniz yosunlarında bulunan doğal maddeler bu etkiyi gösterdikleri için bitkinin kısa bir süre içerisinde hastalıkların etkisinden kurtulmasına olanak tanır. Deniz yosunlarının bitkilerde yaygın olarak görülen hastalıkları kontrol altına alma mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, deniz yosunlarının yüksek organik madde içeriğinin etkisiyle, toprakta antibiyotik özellik gösteren maddeler salgılayan bakterilerin popülasyonundaki artışın etkili olabileceği düşünülmektedir.

Deniz Yosunlarının Faydaları

Deniz yosunlarının faydaları özetle şu şekilde sıralanabilir:

  • Bitkinin direncini arttırır, büyümesini hızlandırır
  • Toprak için gerekli olan mikrobik aktiviteyi arttırır ve bu da bitkinin daha güçlü kök sistemlerine sahip olmasıyla sonuçlanır. Daha güçlü kök sistemleri bitkinin kök hastalıklarına karşı dayanıklı olmasını ve toprağa atılan mineral gübrelerden maksimum seviyede faydalanabilmesini sağlar.
  • Deniz yosunları birçok faydalarının yanında, bitkinin hastalıklara ve zararlı böceklere karşı doğal direnme yeteneğini de arttırır.
  • Topraktaki besin maddelerinin bitki tarafından alımını kolaylaştırır.
  • Bitkideki klorofil seviyesini arttırır ve bu da bitkinin daha fazla fotosentez yapmasına olanak sağlar. Ayrıca; klorofil seviyesinin artması, bitkinin yeşil aksanlarının daha gösterişli ve daha sağlıklı olmasına da imkan tanır.
  • Deniz yosunları değişik oranlarda biyolojik uyarıcılar, besleyiciler ve karbonhidratlar içerir.
  • Deniz yosunu özleri, bitki gelişimini düzenleyen doğal maddeler içerir. Başlıca tabii bitki gelişim düzenleyicileri; oksinler, sitokininler, indoller ve hormonlardır. Deniz yosunlarındaki bu bitki gelişim düzenleyicileri genellikle çok küçük miktarlarda bulunup, milyonda kısım mertebesindedir. Deniz yosunları, bu miktarın çok küçük bir yüzdesi ile bitki gelişimini düzenler.
  • Deniz yosunları bitkilerin soğuğa karşı dayanımını arttırır. Bünyesindeki bitki gelişimini düzenleyici maddelerin etkisiyle dokulardan çok sayıda su molekülünün uzaklaştırır ve boşalan yerlere hormonlar ile minerallerin geçmesini sağlar. Bu yer değişimi mekanizması sayesinde bitki çok düşük sıcaklıklarda bile hayatının sürdürebilir.
  • Deniz yosunları, içerdikleri hormonların etkisiyle bazı zararlı böceklerin dişileri tarafından salgılanan ve dişinin üreme isteğini erkek böceğe bildiren feromon ismindeki maddelerin üretilmesini engeller. Böylece; böceklerin çiftleşmeleri ve dolayısıyla üremeleri engellenmiş olur. Bu da; bitkilerin bu böceklerin zararlarından korunmalarını sağlar.
    Su yosunları ot değil, deniz çiçekleridir !

Deniz yosunları üzerinde araştırmalar ve onların kullanılmaları üzerindeki çalışmalar çok uzun yıllardan beri yapılmaktadır. Deniz yosunları M.Ö. 2700 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. Milattan sonraları da tıbbi ve besin maddesi olarak Çin, Japonya ve Kore’de büyük öneme sahip olmuşlardır. Fakat bilimsel metodlarla değerlendirmeleri son yüzyıllarda olmuştur. Genellikle ada ülkelerinde besin olarak kullanılma olanakları nedeniyle dikkati çekerek zamanımıza kadar artan bir ilgiyle gözlenmiştir. Bu nedenle çok uzun bir tarihsel geçmişleri bulunmaktadır. Deniz yosunlarının bilinen en eski kullanım sahası gübre olup en çok uzak doğuda kullanılmıştır.

Avrupa’da 12. yüzyılda Fransa, İrlanda, İngiltere gibi kıyıları geniş ülkelerde bu tip değerlendirme çok olmuştur. Fransa , deniz yosunlarından yararlanmaya genel olarak 17. yy’da başlamıştır. İngiltere de 1720 yılından itibaren yosun toplanmaya başlanmış ve bu yüzyılın sonlarında İskoçya’da yıllık yosun üretiminin 20.000 ton kuru alg ağırlığına eriştiği söylenmektedir. Bu değer de yaklaşık olarak 400.000 ton yaş alg’e eşdeğer kabul edilmektedir (Abetz 1980).

Deniz yosunları; Japonya, Çin, Kore, Filipinler ve benzeri yerlerde yiyecek olarak, Avrupa ve Amerika’da endüstrinin bir çok alanında bazı ürünlerin ham maddesi olarak kullanılmıştır. Bu nedenle deniz yosunları her yönleriyle incelemeye ve üzerinde durulmaya değer organizmalar olarak karşımızda durmaktadırlar. İçinde bulunduğumuz yüzyılda deniz yosunlarından ham madde olarak yararlanma çalışmaları hızlanmış ve bu konuda çok sayıda yeni alg cinslerinden ve türlerinden ürün elde eden endüstriler geliştirilmeye başlanmıştır. Örneğin Danimarka’da agar elde etme denemeleri önem kazanmış ve 1940 yılında “Danimarka agarı” adı altında kırmızı alglerden olan Furcellaria cinsinden bol miktarda ürün elde edilmeye başlanmıştır (Blunden 1992).

Deniz kıyısı uzun ve deniz yosunu bol olan Norveç, İrlanda, Fransa ve Amerika gibi ülkelerde mevcut algleri değerlendirmek için yukarıdaki çalışmaların dışında diğer yararlanma yollarıda aranmış ve gübre olarak fakir toprakların değerlendirilmesinde kullanılmalarına yönelinmiştir. Dolayısı ile gübre sanayi gelişmeye başlamıştır. Deniz yosunlarının tek hücreli, hareket edenleri olduğu gibi, Antarktiklerde yaşayan metrelerce uzunluğunda ve ağırlıkları 100 kg’ı bulan türleri de vardır.

Dünyada ticari olarak büyük ölçüde kullanılan yosun kaynakları genellikle 4 ayrı yosun türünü veya bu türlerden bazılarının karışımını ya da isimleri tam olarak belirlenmemiş türleri kapsamaktadır (Güner ve Aysel 1996);

  • Rhodophyta (Kırmızı Algler)
  • Phaeophyta (Kahverengi Algler)
  • Chlorophyta (Yeşil Agler)
  • Cyanophyta (mavi-yeşil algler)

Besin ve diğer ekonomik değerleri tam olarak saptanmış olan deniz yosunları, yeryüzünün 2/3’ünü kaplayan denizlerdeki dağılımı, suların yapısına ve iklimlere göre büyük değişiklikler göstermektedir. Denizler, genellikle suyun üst sınırından, 1000m derinliğe kadar değişik nitelik ve sayıda deniz yosunu ile örtülüdür (Güner ve Aysel 1996). Yosun özleri; meyve depo kayıplarının azaltılması, ürün miktarının, topraktan inorganik besin maddelerinin alınımının, tohum çimlenmesinin ve stres koşullarına direncin arttırılması gibi alanlarda özellikle gelişmiş ülkelerde organik tarımda daha fazla değerlendirilmektedir (Blunden 1991).

DÜNYA TARIMINDA DENİZ YOSUNLARININ KULLANIM OLANAKLARI

Deniz Yosunlarının Kullanım Şekli ve Tarımdaki Etkileri

Günümüzde deniz yosunları birçok ülkede; gerek sıvı ekstrakt gerekse direk olarak toprağa karıştırılmak suretiyle kullanılmaktadırlar. Toprağa direk olarak karıştırıldıklarında; toprak yapısının düzeltilerek, toprak verimliliğinin uzun süre korunması amaçlanmaktadır. Deniz yosunlarının çok eski zamanlardan beri topraktan, gübre olarak kullanıldığı biliniyorsa da sadece 40-50 yıldan beri deniz yosun ekstraktlarının (yosun özü) yapraklardan püskürtme yolu ile uygulanmasının da verim ve ürün kalitesini arttırdığı anlaşılmıştır.

Fransa sahillerinde "maerly" olarak bilinen bazı kırmızı yosunlar, %80 kalsiyum karbonat içerdiği için asitli topraklarda ve turbalarda toprak pH'sını düzenlemek için kireç yerine kullanılmaktadır (Şimşek 1995). Abetz ( 1980), Deniz yosunu ekstraktının yaprak ve toprağa uygulanabileceğini, ancak topraktan yapılan uygulamalarda daha fazla deniz yosun ekstraktı kullanılması gerektiğini bildirmiştir. Fransa, İngiltere, İrlanda ve İzlanda'nın kıyı bölgelerinde deniz yosunları taze veya işlenmiş besin olarak hayvan besiciliğinde kullanılmaktadır (Verkleij 1992).

Genellikle kahverengi alglerin sıvı extraktları tarımda ve bahçe bitkilerinde kullanılmak için pazarlanmaktadır. Bu extraktların çoğu Ascophyllum nodosum adlı yosundan (örneğin “Maxicrop” İngiltere’de imal edilmektedir) hazırlanmaktadır.

Yine Fransa'da “SM3” olarak adlandırılan extraktın yapımında, Fucus serratus ve Laminaria türlerinden yararlanılmaktadır. Bugün pazarlanmakta olan “Kelpak 66” Güney Afrikada, Ecklonia maxima türünden hazırlanmaktadır. Yine “Algifert” Norveç'li bir şirket tarafından; “Seagro” adıyla yeni Zellanda’da; “Seasol” adıyla Avustralya’da imal edilmektedirler.

Bu ürünler, hem kuru hem de ıslak deniz yosununun sıcak su extraktlarından hazırlanmaktadırlar. Bazen de ekstraksiyona hidrolizi kolaylaştırmak için sodyum karbonat eklenmektedir (Blunden ve ark. 1992). Okyanuslar ve denizler; vitamin, mineral ve iz elementlerin zengin kaynağıdırlar, deniz yosunları da tıpki bir sünger gibi bu elementleri yüksek konsantrasyonlarda absorbe etme yeteneğindedirler. Bu nedenle deniz yosunları eskiden beri diğer alanlarda olduğu gibi tarımda da çok geniş bir kullanım alanı bulmuştur (Dring 1986).

Deniz yosunları:

  • Kuvvetli kök gelişmesini sağlayarak, bitkilerin topraktan daha fazla besin maddesi ve su almalarını
  • Bitkilerde klorofil oluşumunu hızlandırarak yeşil aksamın artmasını, dolayısıyla daha fazla karbonhidrat, protein vb. maddelerin sentezlenmesini
  • Bitkilerin hastalık ve zararlılara karşı daha dirençli olmalarını
  • Bitkilerin don, kuraklık, yetersiz güneş, aşırı su, aşırı sıcak ve aşırı soğuk gibi çevresel streslere dayanımını sağlarlar.
  • Bitkilerin makro ve mikro besin kaynağıdırlar.
    Toprakta bitki tarafından alınamayan özellikle mikro elementleri şelat formuna sokarak bitkinin en yüksek oranda almasını sağlar ve bunları bitkide dengeli hale getirirler.
  • Meyve ağaçlarında yan dallanmayı ve meyve tutumunu arttırırlar. Ayrıca çiçek ve meyve dökümünü azaltırlar. Bitkilerde %30’a kadar verim artışı sağlarlar 
  • Ürünlerin depolamaya dayanıklılığını arttırırlar.
  • Virüslerin çoğalmasını frenler, nematodların zararını azaltırlar.
  • Tarım ilaçlarının etkilerini %25 arttırırlar.
  • Makro ve mikro besin elementlerinin topraktan dengeli olarak ve uzun süreli alınmasını sağlayarak verimi yükseltirler, kaliteyi düzeltirler,
  • Pazar ve ihracat değerini arttırırlar (Blunden ve ark 1992).

Deniz yosun ürünleri toprakta uzun müddet kaldıkları zaman doğal şartlarda kolayca parçalanarak bol miktarda azot (N) ve kalsiyum (Ca) ortaya çıkarmaktadırlar.

Ayrıca iz element olan magnezyum (Mg), mangan (Mn), bor (B), demir (Fe), çinko (Zn), bakır (Cu) ve kobalt (Co) da ihtiva etmektedirler.

Deniz yosunlarının bütün bu etkileri içerisinde bulunan; makro ve mikro elementler (N, Ca, Mg, Mn, B, B, Fe, Zn, Cu, Co), bitki büyüme düzenleyicileri (Oksinler, Sitokininler, Gibberellinler, Absisik Asit) ve betainler gibi bileşiklerden kaynaklanmaktadır (Hong ve ark. 1995).

Dünya Tarımında Deniz Yosunlarının Kullanım Olanakları

Günümüzde, deniz yosunlarının tarımda ve özellikle biyolojik tarımda verim ve kaliteyi arttırmak, bitki büyümesini düzenlemek, hastalık ve zaralılara karşı dayanıklılığı arttırmak, toprak yapısını iyileştirmek ve hayvan besiciliği amaçlarıyla dünyanın birçok bölgesinde kullanıldıkları bilinmektedir.

Deniz yosun ekstraktları birçok ülkede; örtü altı sebzeciliği, meyve (turunçgil, asma, elma, armut vb.) ve süs bitkileri (orkideler vb.) yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır (Güner ve Aysel 1996).

Uzun yıllardan beri denizler tarafından doğal olarak kıyıya atılan bazı deniz algleri tarlalarda gübre olarak kullanılagelmiştir. Bu konuda Avrupa ülkeleri genellikle Kahverengi Alg’lerden Fucus, Ascophyllum ve Laminaria cinslerini kullanmışlardır. Amerika’da ise Macrocystis, Nereocystis gibi büyük talluslu Kahverengi algler değerlendirilmiştir (Güner ve Aysel 1996).

Eski yıllarda deniz yosunu gübreleri çok özen isteyen özel kültürler için kullanılmıştır. Örneğin, Fransa’nın Atlantik kıyılarındaki seralarda sebze yetiştiricileri tarafından çileklerin gübrelenmesinde yararlanılmıştır (Whapham ve ark. 1994). Gübre materyali olarak yalnız kahverengi deniz yosunları değil yeşil ve kırmızı algler de kullanılmaktadır. Brezilya’lı Balıkçılar sahillerde bol olan deniz yosunlarından Hypnea türlerini toplayıp hindistan cevizi ve palmiyelerin kuvvetli kök yapmaları için gübre olarak değerlendirmişlerdir. Yine Brezilya’da Yeşil alglerden Ulva , Enteromorpha da aynı amaçlar için toplanıp değerlendirilmiştir (Güner ve Aysel 1996).

Düzenli bir şekilde deniz yosun ekstraktlarını kullanan çiftçiler; yonca, soya, karnabahar, hıyar, domates, patates ve çilekte yüksek verim ve kalite elde etmişlerdir. Yine turunçgil, elma, şeftali, kiraz, üzüm ve domatesde deniz yosun ekstraktlarının meyve tutumunu arttırdığı bildirilmiştir(Kumbul 2000).

Ascophyllum nodosum extraktının çim alanlarına uygulanması sonucu çimlerde yeşil rengi arttırdığı kaydedilmiştir. Son zamanlardaki birçok çalışma bu etkilerin sayısını arttırmıştır.

Domates bitkilerine Ascophyllum nodosum extraktının kökten ve yapraktan uygulanması sonucu yapraklardaki yeşil rengi farkedilir bir biçimde arttırdığı saptanmıştır.

Yine hıyarlarda deniz yosunu extraktlarının klorofil miktarını arttırdığı bildirilmiştir (Whapham ve ark.1993). Serada yetiştirilen hıyarlara haftada bir defa deniz yosunu özü verilmesi sonucu kök büyümesinin uyarıldığı, bitkinin toplam kuru ağırlığının %50 oranında arttığı ayrıca, kökler vasıtasıyla daha çok bitki besin elementi alındığı belirlenmiştir.

Benzer şekilde, lahanalarda topraktan veya yapraktan deniz yosunu özü uygulandığında kök ve sürgün büyümesinin arttığı saptanmıştır (Verkleij 1992).

Yine, Ecklonia maxima'dan elde edilen ekstraktın laboratuvar kosullarında yetiştirilen domates bitkilerinde köklenmeyi arttırdığı kaydedilmiştir (Finnie ve Staden 1985). Şimşek (1995).

Klemantin mandarininde deniz yosunu özü uygulamasının vegetatif gelişmeyi teşvik ettiğini saptamıştır.

Deniz yosunlarının yaprak spreyi şeklindeki uygulamaları portakal, laym, elma, hıyar ve domateste hasat süresince oluşacak bozulmaları önlediği belirtilmiştir (Blunden 1991).

Yine Verkleij (1992), şeftalilerde hasad öncesinde 100-1000 kez seyreltilmiş deniz yosunu özü uygulamasının depo ömrünü uzattığını, muz ve mango meyvelerinin sulandırılmış ticari deniz yosunu solusyonuna batırılmasının da olgunlaşma oranını arttırdığını bildirmiştir.

Ascophyllum nodosum ekstraktı olan Goemar GA 14'ün ıspanak bitkisine sprey şeklinde uygulanması sonucunda; ıspanakta taze ağırlık miktarının arttığı saptanmıştır (Gassan ve ark. 1992).

Buğdayda deniz yosunu extraktlarının gerek yaprak gerekse topraktan uygulanması sonucunda, bitkilerin boyunu ve kuru ağırlığını arttırdığı bulunmuştur.

Normal koşullarda deniz yosunu extraktlarının topraktaki mikroorganizma sayısını da değiştirdiği kaydedilmiştir (Allwright 1992).

Bazı deniz yosun ekstraktları kıraç alanları iyileştirmek amacıyla kısmen Aran Adaları, İrlanda ve İskoçya'da kullanılmaktadır. Yine besin maddelerince fakir alanlar ile kurak alanlarda suyu tutması nedeniyle deniz yosunları oldukça kullanışlı olabilirler. İngiltere’de deniz yosunları gübre ve toprak yapısını iyileştirmek amacıyla oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır (Güner ve Aysel 1996).

Bir kahverengi alg olan Himanthalia Elongata, Breton çiftçileri tarafından enginar yetiştiriciliğinde kullanılmaktadır. Yine kahverengi alg ekstraktları tohumu uzun süre toprağa bağlamak ve topraktaki suyu tutması nedeni ile tohum çimlenmesinde işlenmiş toprağa sprey şeklinde uygulanmaktadır (Alwright 1992).

Marullarda büyüme ve besin maddesi içeriği üzerine sıvı yosun ekstraktı (Kelpak)'nın etkisi incelenmiş ve Kelpak'ın ürün miktarını ve yapraklardaki Ca, K, Mg miktarını arttırdığı kaydedilmiştir (Grouch ve ark. 1990).

Deniz yosunu ekstraktları bitkilerin hastalık ve zararlılara dayanıklılığını da etkilemektedir. Fakat bu konuda yapılmış çok az çalışma vardır. Deniz yosunu extraktlarının bitki nematodları üzerine olan etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada, deniz yosunu extraktının Belonolaimus longicaudatus nematodunun zararını azalttığı kaydedilmiştir (Grouch ve Staden 1993; Whapham ve ark. 1994). Morgan ve Tarjan (1980), bu exrtaktın domates bitkilerine uygulanması sonucunda kök büyümesinin arttığı ve kök ur nematodu (meloidigyne spp.)'nun zararının azalttığını belirtmişlerdir.

Verkleij (1992), şalgamlara her hafta 120 kez sulandırılmış deniz yosunu ekstraktının püskürtülmesi sonucunda uygulama yapılan bitkilerin toplam yaprak yüzeylerinin %15'inin kontrol bitkilerinin ise %85'inin mildiyöden etkilendiğini bildirmiştir.

Aynı araştırıcı çileklerde yaptığı bir çalışmada Botrytis Cinerea enfeksiyonunun oluşumunu araştırmıştır. Deniz yosunu ekstraktı püskürtülen bitkilerde enfeksiyon oluşum oranının %4.6, kontrol bitkilerinde ise %22.5 olduğunu belirlemiştir.

Ayrıca, elmalarda kırmızı örümceğin ilk generasyonunun deniz yosunu ekstraktı uygulanması ile baskı altına alındığını saptamıştır.

Deniz yosun extraktlarının dünya tarımında kullanımı sonucunda; daha iyi kök gelişmesi sağlamak, çimlenme ile meyve ve sebzelerin depo ömrünü arttırmak, daha koyu renkli, büyük çiçek ve yaprak oluşumunu sağlamak, hastalık ve zararlılar ile don, kuraklık gibi stres koşulları ve olumsuz toprak koşullarına dayanımın arttırılması, topraktaki besin elementlerinin alımının arttırılması, bitkilerin daha uzun süre genç kalmalarını sağlamak gibi bir çok farklı etkileri kaydedilmiştir (Hong ve ark. 1995).

Dünyada tarım yapılabilecek arazinin sınırına gelinmektedir. Artan nüfusun beslenmesi için daha fazla gıda üretimine ihtiyaç duyulunca, birim alandan daha fazla ürün elde etmek zorunda kalınmış ve bunun sonucu olarak; kimyasal girdi kullanımı oldukça artmıştır. Tarım alanlarındaki bu yoğun girdi kullanımı sonucu verim ve üretim artmış, fakat sürdürülebilir toprak verimliliğini ve doğal dengeleri tehlikeye sokmuştur (Tortopoğlu, 2000).

Sentetik kimyasal girdilerin kullanımındaki artış ve çevre kirliliği; doğal dengenin bozulması ve besin zincirleriyle tüm canlılara ulaşan hayati tehlike yaratmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak: Başta gelir düzeyi yüksek ülkelerde olmak üzere birçok ülkede üretici ve tüketiciler örgütlenerek insanlarda toksik etki yapmayan, doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle üretilen tarımsal ürünleri tercih etmeye başlamışlardır.

Bu amaçla, insan ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren; kimyasal gübre ve ilaçların kullanımını yasaklayan; organik ve yeşil gübreleme ile ekim nöbeti uygulamayı, parazit ve predatörler gibi doğal kaynaklardan yararlanmayı tavsiye eden ve üretimde ürünün kalitesinin yükselmesini amaçlayan bir üretim şekli olan organik tarım ortaya konmuştur (Akkaya 1999). Yukarıda saydığımız yararlı etkilerinden dolayı, dogal bir kaynak olarak deniz yosunlarının da organik tarımda geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır.

Günümüzde, deniz yosunlarının tarımda ve özellikle biyolojik tarımda verim ve kaliteyi arttırmak, bitki büyümesini düzenlemek, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığı arttırmak, toprak yapısını iyileştirmek amacıyla ve hayvan besiciliği için dünyanın birçok bölgesinde kullanıldığı bilinmektedir.

Son yıllarda deniz yosun extraktlarının bu büyük avantajları anlasıldığı halde; Çok sayıdaki deniz yosunlarından hangisinin deniz yosunu ekstraktı yapımı için uygun olduğu, extraktların nasıl kullanılacağı, aktif bileşenlerinin ne olduğu ve standardizasyon konularında birçok bilgiye ihtiyaç vardır. Bu nedenle bu konudaki yeni çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Kaynak: TÜRKİYE 2. EKOLOJİK TARIM SEMPOZYUMU Bildirileri 14-16 KASIM 2001

Kaynak:

http://www.humikasit.info/deniz%20yosun.htm

http://www.agaclar.net/forum/archive/index.php/t-1462.html

Topraksız Tarım Temel Bilgiler

Tomato-Hydroponics Semi-hydro11 hydroponics_nft_w_gravel Hydroponic-supplies-and-equipment hydroponics-grow-room hydro1 hydroponics EDENVALE-italian-parsley2 7hydroponics

Topraksız Tarımla İlgili Temel Sorular ve Cevaplar

Topraksız Tarım mı? Hidroponik mi?

İngilizce hidroponik (hydroponics) de denilen bu tarım şekli, adı üzerinde bitkisel üretim sırasında toprağın kullanılmadığı ve bitkiye toprağın durak görevini yapmadığı bir bitkisel üretim tekniğidir.

Ben genelde Türkçe’ de de hidroponik kavramının kullanılmaya başlandığına şahit oluyorum. Buna iki yönden karşıyım:

Birincisi, hidroponik kelimesi tam olarak “topraksız tarım” tekniklerini açıklayan bir kavram değil.

“Neden ?” diyeceksiniz.

Hidroponic Yunanca hidro (su) ve ponos (iş, çalışma) kelimelerinin birleşimi ile oluşmuş bir sözcük. Yanı "su işi, suda çalışan" demek.

Oysa topraksız tarım tekniklerinden bir tek “su kültürü” dediğimiz teknikte, sadece su ile çalışma söz konusu.

Oysa topraksız tarım teknikleri, katı ortam kültürü, yarı topraklı sistem, su püskürtmeli sistem gibi sadece "su işi" olmayan yöntemleri de kapsamaktadır.

Yani hidroponik terimi tüm topraksız tarım tekniklerini kapsamadığı için yanlış ya da eksik bir terimdir.

İkinci karşı çıkma sebebim ise bunun yabancı bir kelime olması. Yani hem yapılan işi tam açıklamıyor; hem de yabancı, dilimize hiç uymayan bir kelime.

O zaman sadece hava atmak, "ben bu işi biliyorum" demek için bu garip kelimeyi neden kullanalım ki?

Açıkçası ben sürekli konu ile ilgili görüşüp tartışarak hidroponik yerine "topraksız tarım" teriminin kullanılması gerekliliğini anlatıyorum.

Sanırım zaten artık (umarım) “topraksız tarım” terimi yerleşti; hidroponik unutuldu. Öyle de kalsın.

Topraksız Tarım nedir?

Tam olarak ne olduğunu açıklamak gerekirse, çok kısaca:

Topraksız tarım, toprak yerine sıvı mineral besin karışımları ile bitki yetiştirme tekniğidir. (http://en.wikipedia.org/wiki/Hydroponics)

Yani bitkilerin kökleri toprak yerine içerisine bolca bitki besini bulunan çeşitli ortamlara girer ve besinlerini buradan alır. Bu ortamlar; perlit, cam yünü, ponza taşı gibi katı ortamlar olabileceği gibi sadece su veya püskürtülen su gibi ortamlar da olabilir.

Sonuçta temelde toprak:

1- Suyu köke iletir.

2- Havayı köke iletir.

3- Besini köke iletir.

4- Durak vazifesi görür.

5- Kökü güneş ışığından korur.

İşte bu beş maddedeki imkanı toprak olmadan bitkiye sağlayabilirsek, topraksız tarım yapmış oluruz.

Peki Neden Tüm Bu İşlemleri Yapan Ucuz Bir Kaynak Olan Toprak Varken Topraksız Tarım Yapıyoruz?

Açıkçası tarımsal üretim, büyük belirsizlikler ve dolayısı ile büyük riskler taşıyan bir üretim biçimidir.

Tarımsal üretim yaparken belirsizlikleri, bilinmezlikleri ne kadar azaltırsak riskler de o oranda azalır.

İşte topraksız tarımda bitkiye verilen su, hava, besin gibi çok önemli temel öğeler kontrol edilebilir ve böylece hem riskler azaltılır; hem de bu girdilere daha hâkim olunabildiği için verim arttırılabilir.

Ayrıca toprakta çok fazla sayı ve çeşitte mikrop ve çeşitli canlılar bulunur. Bu mikroplar ve canlılar genellikle bitkiye zarar vermezler. Ancak kimi zaman bazıları bitkiye zarar vererek üretimdeki riskleri arttırır, verimi düşürebilir.

Toprakta bu tip zararlılar varsa bu canlılarla savaşmak oldukça zorlu hatta bazen imkânsızdır.

Ayrıca toprak, sürekli aynı bitkinin yetiştirilmesi; yanlış sulama-hatalı gübreleme yapılması gibi sebeplerden dolayı bozulabilir ve bitkisel üretime elverişsiz hale gelebilir.

Bu duruma gelen toprağı ıslah etmek çok zor ve masraflı olabilir.

İşte tüm bu sebeplerden daha pahalı da olsa topraksız tarım, topraklı tarıma tercih edilebilir.

Topraksız Tarım Teknikleri Nelerdir?

Yukarıda saydığımız, toprağın görevi olan beş maddeyi çeşitli şekillerde karşılayan topraksız tarım teknikleri mevcuttur.

Örneğin (1) katı ortam kültürü: Bu teknikte bitkiler perlit, kaya yünü, kum gibi içinden su geçebilen katı bir ortama dikilir. Daha sonra bu ortama eritilmiş bitki besinlerinin (gübrelerin) olduğu su verilir.

Başka bir teknik (2) su kültürüdür. Bu teknikte bitkiler tamamen içi besinle karışık, havalandırılan su dolu bir havuzda, genelde delinmiş strofor malzemenin içerisindedir. Bu teknik, özellikle boyu yüksek olmayan marul gibi bitkiler için uygundur.

(3) Hava kültürü (ya da püskürtmeli su kültürü): Bu teknikte bitki köklerine sürekli olarak içinde besinlerin eritilmiş olduğu su püskürtülür.

Bu isimler aslında benim, işleyişe göre kolay anlaşılsın diye verdiğim isimler. Tekniklerin isimleri aslında hidroponik, aeroponik, NFT gibi değişik yabancı dilde terimlerle tanımlanıyor.

Topraksız Tarım Neden Sadece Seralarda Yapılıyor?

Topraksız tarım genel olarak ilk yatırım masrafları yüksek bir tarımsal üretim şeklidir. Bu sebeple bu yatırımın, kontrolsüz çevre şartlarının olumsuz etkilerinin azaltıldığı ve birim alandan yüksek verimlerin alındığı; gerekirse ısıtma ile üretimin yıl boyu sürdürülebildiği seralarda yapılması tercih edilir.

Ancak topraksız tarımın serada yapılması kesin bir kural değildir. (Örneğin ben, saksı kültürü ile topraksız tarımda fide yetiştiren başarılı fidanlıklar gördüm.)

Topraksız Tarımda, Üretim Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

Topraksız tarım, az önce anlattığım sebeplerden dolayı tarımın (bitkisel üretimin) en kontrollü şekillerinden biridir.

Bu sebeple bir nevi hassas tarımdır.

Yine bu sebeple topraksız tarımla üretim yapılan seralar, bitkiye gerekli tüm girdilerin ve olası birçok riskin kontrol edilebildiği seralardır.

Ancak gelin görün ki topraksız tarımda kontrol edilebilecek parametrelerin aslında birçoğu kontrol edilmez.

Benim topraksız tarım seralarında çok sıklıkla şahit olduğum, kontrol edilebileceği halde kontrol edilmeyen unsurlar şunlardır:

1- Bitki Bazında Besin Kontrolü: Her bitkiye ne zaman ne kadar besin gittiği (azot, fosfor, potasyum ve iz elementler tek tek) takip edilebilir. Bu takip ve izlenebilirlik ile bitkiler, en azından sıra bazında hasat edilen ürün ile karşılaştırıldığında bitki beslenme verimliliğine dair çok önemli bulgular edinilebilir ve verim/kalite sürekli arttırılabilir.

2- Drenaj Suyu Ölçümü ve Yeniden Kullanımı: Topraksız tarımda drenaj suyu, besinli suyun köklerin arasından geçip gitmesi sonucu genelde verilen tüm suyun % 20 ila % 30’ u gibi olan ve ne kadar azaltılırsa o kadar karlı olunabilen atık sudur. Bazı seralarda bu su tekrar kullanılmakla birlikte birçok serada bu su tekrar kullanılamadan atılmaktadır. Bu suyu atmak hem çevre kirliliğine sebep olmakta, hem de içerisinde bulunan çeşitli miktar gübrenin israf olması ile sonuçlanmaktadır.

Burada yapılması gereken, drenaj suyunun bir yerde toplanarak içerisindeki besin maddelerinin ölçülmesi, eksilenlerin yerine konması ve EC, pH gibi değerlerinin düzenlenerek bitkilere yeniden verilmesidir.

Önemli not: Eğer topraksız tarım ile üretim yapılan bir yere giderseniz “drenaj suyunu tekrar kullanıyor musunuz?” diye sorunuz. Eğer tekrar kullanabiliyorlarsa biliniz ki orası yetkin ve iyi bir işletmedir.

3- Bitki Bazında Verim Kontrolü: Aslında bu konu topraksız tarımla birebir bağlantılı olmasa da, bu kadar yoğun girdili bir tarımsal üretimde yapılması beklenebilecek bir çalışmadır. Eğer bitki bazında verilen besin ve alınan verim hesaplanabilirse, hatta serada birkaç çeşit tohum böylelikle karşılaştırılabilirse, verimde sürekli iyileşme kolayca gerçekleşebilecektir.

Sonsöz

Ben yazılarımı genel olarak ustalarımdan öğrendiğim gibi, bir yere çok bakmadan, yoğunlukla kendi bilgi ve yorumlarımla yazıyorum.

Bu sebeple hata değil ama (çünkü bildiğim yerlerden yazmaya çalışıyorum) unuttuğum kısımlar olabiliyor.

Kısacası eğer unuttuklarım varsa lütfen kusura bakmayın hatta mümkünse beni uyarın ki başka bir yazımda telafi edebileyim.

Bunun yanı sıra sonsöz olarak önemli bir diyeceğim var:

Ben topraksız tarımda en büyük eksikliğin bilgisizlik ve araştırmaya önem vermemek olduğunu düşünüyorum.

Bir kişi veya kurum, topraksız tarımla üretim yapmak amaçlı yatırım yapacağı zaman, pek araştırma yapmadan hemen bir anahtar teslimi sera kuran firmaya gidiyor ve serasını kurup üretime başlamayı amaçlıyor.

Bu durumda da tüm anahtar teslim sera kuran firmalar “katı ortam kültürü”ne dayalı topraksız tarım seraları kuruyor.

Bunun bir sebebi katı ortam kültürünün en kolay ve güvenli topraksız tarım tekniği olması olduğu gibi; bir sebebi de sera kuran firmaların, bir-iki yılda bir değişmesi gereken katı ortamların yenilerini bu müşterilerine tekrar satarak para kazanmak istemeleri diye düşünüyorum.

Oysa bence yatırımcılar topraksız tarım yatırımı yaparken çeşitli topraksız tarım tekniklerini mutlaka derinlemesine incelemeli. Sorup, okuyup, araştırmalı ve firmalara bilgiler ile donanmış olarak gitmeli.

Böylece belki de su kültürü, hava püskürtmeli kültür gibi teknikler ile katı ortam kültüründen çok daha başarılı sonuçlar almak mümkün olabilir.

Şahsen ben, bilgili ve ne istediğini bilen bir yatırımcı ile çalışmayı; bilmeden, araştırmadan parasını saçarak verimsiz çalışan ve sonucunda başarısız olup yatırımın tümünden vazgeçebilecek bir yatırımcı ile çalışmaya tercih ederim.

Bence herkes böyle düşünmeli.

Bu konuda Goethe’ nin deyişi oldukça anlamlı sanıyorum: “Akıllı adam, akılsız adamın son yaptığını ilk önce yapar.

Hakan Ozan Erzincanlı/Ziraat Yüksek Mühendisi

5.Uluslararası Hayvancılık Ve Teknolojileri İhtisas Fuarı (Anımalıa İstanbul 2008)

KOSGEB fuar animalia

ANIMALIA ISTANBUL 2008: 5. ULUSLARARASI HAYVANCILIK VE TEKNOLOJİLERİ İHTİSAS FUARI 05 -07 Haziran 2008 tarihleri arasında yerli ve yabancı profesyonel katılımcıların sergileyeceği ileri teknolojilerle "Modern Hayvancılığa" öncülük yapmaya devam ediyor. 2004 yılından beri fuar süresince sunulan yeni ürünlerin yanı sıra 20'nin üzerinde seminer ile üreticilerin ve sektörel meslek gruplarının iletişimine köprü olan ANIMALIA ISTANBUL sektördeki önemli bir boşluğu doldurarak konusunda eşsiz bir ihtisas fuarı konumuna geldi. Bu yılki ANIMALIA ISTANBUL Fuarı'nda BIOGAS, çevrecilik, Damla Sulama v.s. gibi geleceğe dönük yeni konular da önemli bir yer alıyor. ÿeşitli ülkelerin konsolosluklarına ait ticari ateşelikler ve Avrupa'nın Hayvancılık konusunda en büyük fuarı olan EUROTIER'in organizatörü DLG ( Deutsche Landwirtschafts Gesellschaft / Almanya Ziraat Birliği ) de kendi standı ile fuara katılıyor. Bu yıl fuarda 13 ün üzerinde yerli ve yabancı yeni firma yer alıyor. Sektördeki ekonomik daralmadan birçok şirket olumsuz etkilenmekle beraber aynı yatırımla artan verimlilik yaratma, yolunda öncülük yapan şirketlerin fuara daha büyük bir ilgi gösterdiği saptanıyor. Sektöre yatırım yapmak isteyen şirketlerin ve hayvancılık konusunda proje bilgilerine erişip üreticilik yapmak isteyen küçük yatırımcıların bu fuarı ziyaret etmeleri kaçınılmaz. çeşitli sorularına cevap arayan ziyaretçiler fuarda yer alacak profesyonel firmalar ve bilimsel etkinlikler aracılığı ile bilinçli üretime hazırlanma fırsatı bulacaklar. ANIMALIA ISTANBUL 2008, bu sene de hayvancılık sektöründeki yeni teknolojilerin transfer edilmesini, profesyonellerin üreticilerle buluşturulmasını,yatırımların artmasını yarattığı katma değer ile sağlayarak ülkemizin hayvancılık konusundaki en önemli fuarı olacaktır. Çiftlik hayvanları yetiştiriciliği, genetik, çiftlik bina ve ekipmanları, mandıra ve sütçülük ekipmanları, yem ve yem katkı maddeleri, hayvan sağlığı ve hijyen, danışmanlık hizmetleri, sektörel medya kuruluşları ve internet siteleri,üniversiteler ve meslek yüksek okulları, sektörel dernek, birlik, kooperatif ve tüm üretim zincirini tek çatı altında toplayan hayvancılık sektörünün en verimli platformu ANIMALIA ISTANBUL 2008.

ANIMALIA ISTANBUL 2008

HKF FUARCILIK AŞ tarafından 05 - 07 Haziran 2008 tarihlerinde beşincisi organize edilecek olan ANIMALIA ISTANBUL - Hayvancılık ve Teknolojileri Uluslararası İhtisas Fuarı yeni satış sezonuna hızlı giriş yaptı.

ANIMALIA ISTANBUL 2008 Fuarı’ nın satış çalışmalarına Kasım ayında başlanmasına ve katılımcı bütçelerinin henüz belirlenmemiş olmasına rağmen sektörün lider firmaları fuardaki yerlerini kesinleştirmiş ve sözleşmelerini tamamlamış bulunuyorlar.

ANIMALIA ISTANBUL 2008 Fuarı için ilk kez KOSGEB Desteğinin sağlanmış olması, düzenli katılımcıların erken onayları ve artan yeni yer talepleriyle 2008 yılında fuar alanının % 30 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.

Hayvancılık Sektörümüzün birçok önemli kuruluşu ANIMALIA ISTANBUL Fuarı süresince sunacakları seminer ve paneller için konu tekliflerini proje yönetimine göndermeye başladılar. Sektörde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye Hayvancılığının gelişmesi ve korunması açısından organize olmuş bu kuruluşların örnek çalışmaları geleceğe umutla yatırım yapmamızı destekliyor.

Fuarın verimli olması, yabancı katılımcı ve ziyaretçi sayısında da artan bir ilgi sağlanması için uluslararası tanıtım çalışmalarına artan bir yoğunlukla devam edilmektedir. Bu çalışmalara fuarın düzenli katılımcıları da adres portföylerindeki gruplara davetiye ve duyuru göndererek destek vermektedirler.

2005 yılında Hayvancılığı tarım sektöründen ayrılmış ve 29 sektörel firmanın katılımı ile sergileyen HKF Fuarcılık AŞ.; 2006 yılında 107 Katılımcı ve 2007 yılında 162 Katılımcıya ulaşan ANIMALIA ISTANBUL Fuarı ile Türkiye’de ilk kez yalnızca Büyükbaş Hayvancılık Sektörüne ait bir “ Uluslararası İhtisas Fuarı” gerçekleştirmiş bulunmaktadır.

Ülkemiz için büyük önem taşıyan hayvansal ürünlerin gelecekte dış ülkelerden temin edilmesi zorunluluğuna engel olma açısından üretimde verimliliği arttıran teknolojilerin tanıtılması veüreticilerin bilgi gelişiminin sağlanması hedeflerine katkı bağlamında ANIMALIA ISTANBUL Fuarı platformu büyük önem taşımaktadır.

Fuar Alanı :  İstanbul Fuar Merkezi - Salon 3 STAND NO:B30 

                    Atatürk Havaalanı Yanı / Yeşilköy - İstanbul

ANIMALIA ISTANBUL Katılımcı Profili

* Et ve Süt Sığır, Koyun ve Keçi Irkları (Saanen,Ankara), Arıcılık Islah ve Yetiştirme Programları

Üreme Teknolojileri, Soykütüğü Sistemi

Embriyo, Sperma Ticareti ve Pazarlaması

Damızlık Hayvan Ticareti

* Hayvan Sağlığı ve Hijyen

Koruyucu Hekimlik ve Sürü Sağlığı

İlaçlar ve Aşılar

Laboratuar ve Veteriner Cihazları

Ultrason ve Röntgen Cihazları

* Hayvan Barınakları Planlama ve Ekipmanları

İzolasyon ve Havalandırma Sistemleri

Güvenlik ve Aydınlatma Sistemleri

Kapı, Pencere, Zemin ve Perde Sistemleri

Gübre Kanalları, Yarı ve Tam Otomatik Sistemler

Katı ve Sıvı Gübre İşleme, Depolama, Dağıtma ve Arıtma Sistemleri, Suluklar

İnşaat ve Komple Teslim Projeler

* Hammadde Üretimi ve Yem Depolama

Yem Bitkileri Ziraati

Damla Sulama Sistemleri

Hammadde Üretimi

Yem Katkı Maddeleri

Yem Hazırlama ve Kırma Makineleri

Yem Depolama -Silolar-Silaj Örtüleri

Yem Fabrikası Kurulum Sistemleri

* Sağım ve Soğutma Teknolojisi

Otomatik Süt Sağım Sistemleri

Sağım Odaları

Temizlik ve Dezenfeksiyon Sistemleri

Süt Tankları ve Soğutma Üniteleri

* İşleme ve Pazarlama

Soğutma Sistemleri ve Soğuk Zincir

Et ve Süt İşleme Sistemleri

Et ve Süt Mamül Çeşitleri

Kesim Sistemleri ve Muhafaza

Ambalaj ve Etiket Sistemleri

Satış Tesisleri ve Mağaza Ekipmanları

* Nakil Araçları ve Nakil Servisleri

Hayvan Nakliyesi

Hammadde ve Bitmiş Ürün Nakliyesi

Yem Taşıma Römorkları

Nakliye Şirketleri

Traktör ve Konteynerler

* Alternatif Enerji Kaynakları ve Çevrecilik

Biogaz, ve Bio-Yakıtlar

Güneş ve Rüzgar Enerjisi Sistemleri

* Yönetim ve Danışmanlık Hizmetleri

Danışmanlık Hizmetleri

Sivil Toplum Kuruluşları(Dernek,Birlik,Odalar)

Üniversiteler / Araştırma Enstitüleri

Finans ve Sigorta Hizmetleri

Laboratuar ve Test Hizmetleri

Bilgi İşlem,Ofis ve İletişim Teknolojileri

Patent ve Marka Hizmetleri

* Sektörel Basın,Medya ve İnternet Siteleri

Yerli Sığır Irkları ve DAK'ın Önemi

dak Ülkemize Avrupa'dan getirilen siyah alaca ineklerin ülkesindeki süt verimi 12-13 bin kg/yıl iken aynı inekler ülkemizde 4-7 bin kg/yıl süt verirler.

Nedeni ülkemizdeki iklimin daha sert olması, besinin kalitatif ve kanditatif yetersizliğidir. Hayvanı tanıyamama ve buna bağlı bilgi eksikliğinden yetersiz bakım nedeni ile hem verimi düşürüyor hem de ürettiğimiz süt Avrupa'dakine göre bizde daha pahalıya mal oluyor.

Bizdeki yerli ırklar bu bakımdan önem taşıyor.

İhmal edilen yerli ırkların bir örneği DAK'tır.

DAK'ın uygun kültür ırkları ile değerlendirilmesinde ve amaca uygun (et, süt, et-süt) genetik seleksiyonuyla;

" Bölgesel şartlara uyumlu daha verimli melez elde edilir,

" Verimliliği artırılır (siyah-alaca ile melezlense süt verimi şimdikinin 3-4 katına çıkar. Üstelik yetersiz besine ve hastalıklara karşı dayanıklılığını kaybetmez.)

" Yurtdışına döviz gitmez

" Yetiştiriciler az çok tanıdığı hayvanla üretim yapan çiftçi daha başarılı olur.

" Başarı beraberinde maddi ve manevi zenginlik getirir.

Yapılan yanlışların temelinde ekonomik ve politik sebeplerden ziyade, sosyolojik nedenler yatmaktadır. Göçebe kültürümüz anlayışımız hala yerleşik kültür anlayışımızdan daha baskın durumda. Toplayıcı-tüketiciyiz. Üretici olamadık.

Doğu Anadolu kırmızısı (DAK) yaşadığı bölgeden ve renginden dolayı bu adı almış: Doğu Anadolu'da yayılmıştır. Rengi açık kırmızıdan kestane rengine kadar değişir. Boynuzları kısadır, öne doğrudur. Bedeni ve göğsü dar yapılıdır. Doğu Anadolu'nun sert iklimine uymuş bir hayvandır. Geç gelişen bir ırktır. Yediğimiz etler çoğunlukla bu hayvanın etleridir. Ufak yapılı bir hayvandır ama iyi besi tutar.

DAK'ın alternatifi yerli bir başla ırk 'boz ırk'tır. Boz ırk daha çok Ege ve Marmara bölgelerinde yaygındır. Açık renklidir. Gümüş rengi denilebilir. Bazıları koyu kül rengine doğru koyulaşmıştır. Boğaları koyu renklidir, gözlerinin etrafında siyah bir halka vardır. Oldukça iri yapılıdırlar. Meme, boynuz uçları ve tırnakları koyu renklidir. Boynuzları öne doğrudur. En önemli özelliği, sağlam vücut yapısı ve çok iyi besi tutmasıdır.

Bir inek almak istiyorsunuz. Renginin kara olmasını mı istersiniz, kırmızı olmasını mı istersiniz, gümüş rengi olmasını mı istersiniz?

İnsan elbise alırken renk seçer. İnek alırken rengine değil; et verimine, süt verimine, döl verimine bakılır.

Bir de Güneydoğu Anadolu kırmızısı ırkı var. Bu ırk Güney Anadolu'da yerleşmiştir. Açık sarı ile koyu kırmızı arasında renkler taşır. Tarçın rengi olanlar çoktur. Yüksek boylu, uzun bacaklıdır. Eni boyu birbirine denk olduğundan kare şeklinde bir görüntü verir. Kısa vücudu nedeniyle sallantılı bir yürüyüşü vardır. Sıcak bir ortamda yetişmiştir. Erken gelişen bir hayvandır. Yüksek süt verimi ile tanınır. Sağım yapılırken buzağısının yanında bulunmasını ister. İlk buzağısını 3 yaşında verir. Sağım süresi 210 gün kadardır. İyi bakım şartlarında sahiplerini memnun eden yüksek süt verimlerine ulaşır.

Bunlara ek olarak yerel ırklar var. Bunlar daha dar alanlarda ve az sayıda olan ırklardır. Belli bir sınırın dışına taşmamışlardır.

Kırım sığırı ırkı Kırım bölgesinden gelmiştir. Kırmızının tonlarını taşırlar. İri yapılıdırlar. İyi bakım ve beslenme ile 1500 kg süt verebilirler.

Zavort sığırı Kars yöresine Kafkasya'dan gelmiştir. Simental ve İsviçre esmeri ile melezlemeyle elde edildi. Süt verimi 1500 kg kadardır. Besi tutma özelliği Doğu Anadolu kırmızısından daha iyidir.

Maraş sığırı Maraş bölgesinin ufak yapılı, kırmızı renkli sığırıdır. Yerli kara ırkının Güney Anadolu kırmızısı ile veya Doğu Anadolu kırmızısı ırkı ile melezlemesiyle elde edilmiştir. Süt verimi 'yerli kara'dan daha yüksektir.

Tarım Sigortaları Havuzu Eksperliği Eğitimi Düzenlenecektir

  •  
    1. Bitkisel Üretim Temel Eğitim Programı: 09 21 Haziran 2008 tarihleri arasında toplam 104 saat olup, eğitim arazi çalışması ile hafta sonu da devam edecektir. Eğitim sonunda sınav yapılacaktır. Bitkisel Üretim Temel Eğitim Katılım Ücreti: 600 YTL dir.
    2. Hayvansal Üretim Temel Eğitim Programı: 09 13 Haziran 2008 tarihleri arasında toplam 40 saat olup, eğitim sonunda sınav yapılacakt