Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Tarımsal Bilgi

Yazılar

Sprinkler sulama sistemi

    spring sulama sprin

    Çevre düzenlemesi yapılan arazide en uygun sulama ,"sprinkler sulama" yöntemiyle yapılanıdır. Bu bakımdan bu sistemi iyi tanımakta ve sistemin uygulanmasında göz önünde bulundurulması gereken aşağıdaki kriterleri bilmekte fayda var.

         

    Her bir sprinklerin suladığı alan, diğer bir sprinklerin suladığı alan ile yanyana gelmelidir.Bunu ayarlamaya çalışmak, ilk başta belki boş yere zaman harcama olarak değerlendirilebilir. Fakat bu çok önemlidir. Bu ayarlama ile arazide yeknesak bir sulamanın yapılması mümkün olacaktır.

         

    Bu ayarlama için kullanılan tekniklerden biri; Sprinkler satan firmalar, bunların su atma mesafelerini genellikle yarıçap olarak vermektedirler. Bu durumda, iki sprinkler arasındaki olması gereken mesafeyi bulmak için; yarıçap x 2 x 0.6 = iki sprinkler arasındaki mesafe eşitliğini kullanmalıyız.

         

    Eğer sulama sistemimizi devamlı rüzgar alan bir arazide kuruyorsak, o zaman, yukarıdaki eşitlik; yarıçap x 2 x 0.6 x 0.55 = iki sprinkler arasındaki mesafe şekline gelecektir. Dar alanda sulama yapıldığında, sprinklerin üzerinde sulama mesafelerini ayarlayan düzenekten yararlanılır.

         

    Burada hemen belirtilmelidir ki, sprinklerin su atma mesafesi en fazla %50 kadar azaltılabilir. Bundan daha fazla azaltılacak olduğunda, sorunlarla karşı karşıya gelinebilir. Eğer bu azaltma miktarı yetmiyorsa, o zaman memesi kısa mesafeye su göndermek üzere ayarlanmış özel sprinkler kullanılmalıdır.

         

    Uzun ve dar alanların sulanmasında çoğunlukla 4' x 15' rectangular desenli sprinkler kullanılır. Bu sprinkler, suyu bir yöne yaklaşık 4.5 m (15') ve diğer yöne (900 dönüşlü) yaklaşık 1.5m (4'-6') kadar gönderir. Bu teknik tespitlerden sonra, sulama sistemi planının yapılmasında ikinci adım, sulama yapılacak sahada bulunan her bir sulama bölgesinin belirlenmesidir. Arazinin farklı bölgelerinde farklı miktarlarda suya ihtiyaç duyulur.

         

    Örneğin çim, ağaççıkların ihtiyaç duyduğu miktardan daha fazla suya ihtiyaç duyar. Arazideki binanın gölge tarafında kalan bitkiler, güneşli tarafta kalan bitkilere göre suya daha az miktarda ihtiyaç duyar. Tropik kökenli bitkiler, çöl kökenli bitkilere göre daha fazla suya ihtiyaç duyarlar.

         

    Bunlara göre, çevre düzenlemesi yapılan arazinin planı üzerinde, sulama bölgelerinin tespit edilmesi gereklidir. Bunu yaparken altta belirtilen detaylara ayrıca dikkat etmek gerekir.

         

  1. Örtü bitkileri ile ağaççıklar aynı sulama bölgesinde bulunmamalıdır. Böylece ilk adım olarak, plan üzerinde örtü bitkileri ve ağaççıklar diye iki sulama bölgesi ayrılacaktır.
  2. Yukarıdaki her bir sulama bölgesindeki güneşlenme durumu tespit edilmelidir. Güneş alan yerdeki bitkiler, aynı bitkiler olsa da gölgede kalanlara göre daha fazla suya ihtiyaç duyacaklardır. İkinci adım olarak, örtü bitkileri ile ağaççıkların bulundukları yerler, gölgede kalan ve güneş alan diye ikiye ayrılmalıdır.
  3. Geriye kalan bitkilerin yaklaşık olarak eşit miktarlarda suya ihtiyaç duyanlarını bir araya getiren, bir diğer, sulama bölgesi de plan üzerinde belirlenmelidir.
  4. Büyük sahalarda çevre düzenleme çalışması yapılıyor ve buradaki sulama sistemi planlanıyorsa, yukarıdaki sulama bölgelerine ek olarak, toprak tiplerine göre de sulama bölgelerinin tespit edilmesi gerekir.
  5. Bu bölgelerde yapılacak sulama, kendine ait valfleriyle kontrol edilmelidir. Böylece, her bir sulama bölgesi için ihtiyaç duyulan suyun verilmesi için gerekli olan zaman ayarlamaları kolaylıkla yapılabilecektir.
  6. Damlama sulama, sulama yöntemi olarak seçilirse, su ihtiyaçları farklı olan bitkileri bir arada bulundurmak mümkün olabilir.
  7. Yapılacak sulama, bitkilerin susuzluktan ölmesini engellemesine karşın, bitki hastalıklarıyla iyi bir mücadele yapma gerekliliğini ortaya çıkaracaktır.

Tarım Kredi “Büyüteç” altında

bedrettin yıldırım TRT 2’de canlı olarak yayınlanan ‘Büyüteç’ isimli programın canlı yayın konuğu olan Merkez Birliği Genel Müdürü Bedrettin Yıldırım, önemli açıklamalarda bulundu.

Türk tarımının desteklenmesi gerektiğini ifade eden Yıldırım, “Dünya yeniden gıdaya yöneldi. Aracınıza binmeden hayatınızı sürdürürsünüz ancak ekmek bulmadan hayatınızı sürdüremezsiniz” diye konuştu.

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürü Bedrettin Yıldırım, 11 Haziran Çarşamba günü TRT 2’de Hakan Aslan’ın sunduğu ‘Büyüteç’ isimli programın canlı yayın konuğu oldu. Türk tarımının masaya yatırıldığı ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin çalışmalarının anlatıldığı programda Yıldırım, yapılacak projeler hakkında da bilgi verdi.

Çiftçilerimizle birlikte hüzünlenir onlarla seviniriz

Konuşmasına Tarım Kredi Kooperatifleri’nin Türk Çiftçisi için ne anlama geldiğini belirterek başlayan Yıldırım, “Tarım Kredi Kooperatifleri, Türk çiftçisiyle özdeşleşmiş bir kurum. Köylümüz için çifttçimiz için Tarım Kredi Kooperatifleri bankadır orda. Biz Ziraat Bankası kadar eski bir kuruluşuz. Uzun yıllardır çiftçilerimizin girdelerini karşıladık. Yaklaşık 2 bin noktada çiftçimizin tarımsal tüm ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Zirai Donatım Kurumu çekilince doğan boşluğu Tarım Kredi doldurdu. Kayıtlı olan olmayan Türkiye’deki tüm çiftçilere hizmet veriyoruz.

Çiftçilerimizle sadece maddi bir bağımız yok. Biz köyde onlarla birlikte hüzünlenir onlarla birlikte seviniriz. Böyle bir duygu yoğunluğu var aramızda.” ifadelerini kullandı.

Gıda enerjinin önüne geçti

Dünya da artık gıdanın enerjinin önüne geçtiğini belirten Yıldırım, tüm çalışmaların bu doğrultuda önem kazandığını, Tarım Kredi olarak gıda konusunda üretimden, tüketime, ambalajlanmasından pazarlanmasına kadar her yönüyle çalışma yaptıklarını vurguladı.

Yıldırım, “Gıda artık dünyada en önemli gündem maddesi haline geldi. Küresel ısınma ile birlikte gıda önem kazandı. Enerji de çok önemli ancak gıda son yıllarda önemini artırdı. Aracınıza binmeden hayatınızı sürdürürsünüz ancak ekmek bulmadan hayatınızı sürdüremezsiniz. Dünya yeniden gıdaya yöneldi. Bu saktöre destek vermek yeniden büyük önem kazandı. Biz bu konuda gayret gösteriyoruz” dedi.

Yıldırım, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

2,1 milyar YTL krediye ulaştık

2002 yılında Tarım Kredi ve Ziraat Bankası’na çiftçi borçlarından dolayı bir kilitlenme oldu. Çiftçilerimiz kapımızın önünden geçemiyordu. İlk kez çiftçi borçları yapılandırıldı. Biz bu sayede ortaklarımızla bir barış anlaşması yapmış olduk. 2003 yılında Tarım Kredi 330 trilyon kredi kullandırmıştı. Yüzde 59 faizle veriyorduk. Bu ödenmediği takdirde faiz oranı yüzde 80’lere çıkıyordu. 2003 yılından sonra borçlar yapılandırıldı ve istikrarlı ekonomi sayesinde her yıl çiftçilere götürdüğümüz krediyi artırdık, maliyetini de düşürdük.

Bugün 2007 yılı sonu itibariyle kullandırdığımız kredi miktarı 2 milyar YTL oldu. Bu yıl için ise 2 milyar 100 milyon YTL’yi aşmış durumda. Faiz aralığı ise yüzde 7-13 arasında. Ayrıca çiftçilerimiz krediye ulaşabilmek için çok meşekatli bir yol izliyorlardı. Kredi alabilmek için 20 kefil bulmak zorundaydılar. 20 kişi birbirine müteselsil kefalet yöntemi ile kefil oluyordu. Paranın geri dönüşünde ciddi sıkıntılar yaşıyorduk. Bugün verdiğimiz kredinin geri dönüşü yüzde 90-95 oranında. Kuraklıktan dolayı bazı sıkıntılar yaşandı. Yinede geri dönüşüm oranı yüksek. Ciddi bir üretim patlaması var. Başka sıkıntılarda oluyor. Çiftçilerimiz, ürettiklerini pazara götürmede, pazarlamada sıkıntı yaşıyorlar. Bu konuda da çalışmalarımızı hızlandırdık. 2008 yılı sonu için 2.5 katrilyon lira kredi rakamına ulaşmayı hedefliyoruz.

Buğday fiyatları bu yıl yükselecektir

Fiyatlarda yükselme bekliyoruz. 3 yıl önce buğday fiyatları dünya fiyatlarının üzerindeydi. Dünyada 150 dolarken, biz 200 dolara alıyorduk. Ama son yıllardaki kuraklık ciddi anlamda hububatı etkiledi. Buğday fiyatları yükselme gösterdi. TMO buna göre önlemler alıyor. Diğer ürünlerde yükseldi. İhracaatın gözardı edilmemesi lazım. İhracaat olmazsa ürün fiyatları düşer. Bunu teşvik etmemiz lazım, çiftçiler kazansın diye. Pazarlama sıkıntısı var. Ürünlerin bekletilmesi söz konusu ise sıkıntılar doğuyor. Üretilen kirazı iki gün içinde satmak gerekiyor, soğuk hava deposuna koyarsan kırk gün kazanıyorsunuz. Bu tür depolama sıkıntıları var. Girdi fiyatları yüzde yüz arttı. Tarımsal desteklerde o oranda artmış durumda. Buna rağmen dünyanın her yerinde tarım sektörü ciddi destek görüyor. Meşakkatli bir sektör. Tabii afetlerin ilk vurduğu sektör tarım sektörü ve bundan Türk ekonomisi kaybediyor. Bazı tedbirler almak zorundayız. Girdiler azaltılmalı ve sübvansiyon edilmeli, teşvikler artırılmalı, arazilerin toplulaştırılması, kredi maliyetlerinin düşürülmesi, çalışanların sayısının azaltılması gerekiyor.

Rusya’ya giden domates AB’ye gidenden daha temiz

Ben çok dolaşıyorum, haftanın üç günü sahadayım çiftçilerle birlikte oluyoruz. 700 ziraat mühendisimiz sahada. Türkiye’den Rusya’nın anlayışı kabul edilecek gibi değil. Rusya’ya giden domates, AB’ye gidenden daha saf, daha temiz. İkisine de temiz gidiyor. Rusya’nın itirazı niye? Özellikle turizmde avantajları kaybeden İspanya gibi ülkeler bizim ürünlerimizi karalayarak kendi ürünlerini piyasaya sürme peşindeler. Dünyanın her yerinde Türkiye’de üretilen sebzeler çok hızlı tüketildiği gibi aranan ürünlerdir aynı zamanda. Rakip ülkeler bunu çekemiyor. Tarım Bakanlığımızın rakamları ortada. İlaç kalıntısı söz konusu değil. Bakanlığımız bu konudaki çalışmaları devam ediyor. Ama ben yurt dışına giden tüm ürünlerin ciddi tahlilden geçirildiğini biliyorum. Türkiye içinde lokal sıkıntılar olabilir. Her bölgede ziraat mühendisleriyle kontrolleri artırmak lazım. Belki her seranın başında. Çiftçilerimiz bunları bilinçli şekilde kullanmıyor, özellikle ilaç ve gübre konusunda. Türkiye’de yıllık 8 milyon ton gübre tüketilmesi gerekiyor. Ancak şuanda tüketilen miktar 5.5 milyon ton. Toprağın yapısına göre, analiz sonuçlarına göre kullanılması gerekiyor. Ancak buna rağmen; fosfata ihtiyaç varken nitrat atarsanız, nitrata ihtiyaç varken fosfat atarsanız bu doğru olmaz. Ayrıca, kayıt dışı üretilen ilaçlar var. Bu ilaçların çiftçilerimiz tarafından bilinçsizce kullanılması söz sonusu. Ciddi denetim ve bilinçlendirme gerekiyor, bakanlığımızla birlikte bunu yapıyoruz. Bu sorunları geride bırakmak istiyoruz.

Destekleri artırmalıyız

Türkiye’deki desteklerle AB ülkelerinin destekleri çok farklı malesef. Son yıllarda 5.5 katrilyonluk desteği ulaştırdı bakanlık çiftçilerimize. ABD, 50 milyar dolar destek veriyor. AB açık veya dolaylı şekilde ciddi destekler veriyor. Türkiye’de son yıllarda önemli destekler vermeye başladı. Tarım Kredi Kooperatifleri’nin kullandırdığı 2 katrilyonluk kredinin büyük bir bölümü yüzde 7-13 faiz aralığında veriliyor. Normal faiz oranı yüzde 17. Devlet aradaki farkı ödüyor, bu krediyi yüzde 10 sübvanse ederek karşılıyor. Tarımsal destekler daha da artırılmalı. Üretimi artırmalıyız. Biz bunu yapmazsak başka ülkelerin çiftçilerine destek vermiş oluruz. Onların ürünlerini almış oluruz.

Artık Türkiye’de ve dünyada fiyatlar paralellik kazanmaya başladı. Pazarlama için girdilerin düşürülmesi gerekiyor. Rekabet için bu şart. Başka türlü rekabet olmaz. Daha az maliyetle pazara sunmamız gerekiyor.

Çiftçi ürünlerinin pazarlanması gerekiyor

Tarım Kredi Kooperatifleri olarak ürünlerin pazarlanması konusunda ciddi atılımlar yaptık. Son yıllarda çiftçilerimizin ürünlerini almaya başladık başta hububat olmak üzere sözleşmeli üretime ağırlık verdik. Büyük marketlerle anlaşma yapıyoruz. 150 bin tonluk hububat sözleşmesi yaptık. Kiraz, domates, arpa ve ay çekirdeği gibi ürünler başta olmak üzere alıyoruz. Rusya’ya geçtiğimiz yıl domates sattık. Çiftçi ürününü pazarlama konusunda sıkıntıya girerse devreye girip alıyoruz, bu sayede kredi borçlarının ödenmesini de sağlıyoruz.

Artık gübresiz kalmayacağız

İran’daki Razi Gübre Fabrikalarının alınması dünya çapında yapılan bir hamle. Razi’yi bir şirketimiz aracılığıyla aldık. Devletimiz ciddi destek verdi. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız desteklerini canlı şekilde gördük. Türkiye’de gübre fabrikası vardı. Ancak üretilen ürünlerin hammaddesinin yüzde 80’ni dışarıdan geliyordu. Hammadde konusunda dışa bağımlıydık. 2 yıldır başka komşu ülkelerimiz olmak üzere arayışa girdik. Rusya, Romanya Ukrayna, Tunus ve İran’da çalışma yaptık. İran’la ortak bir yatırım yapmak isterken, İran bize ‘özelleştirmeye çıkarıyoruz ihaleye katılın’ diye teklifte bulundu. Devletimizin üst düzey yetkilileriyle paylaştık. Tarım Bakanımızla İran seyahatimiz oldu ve teşvik ettiler, bizde fabrikayı ülkemize kazandırdık. Türk Çiftçisi artık gübresiz kalmayacak. Daha iyi maliyetle gübre alabilecektir. Türkiye bu fabrikayla çok şey kazandı. Türkiye, gübre konusunda Dünya piyasalarında söz sahibi oldu. Düne kadar randevu bile vermeyenler, hep sıkıntı çıkarıp fiyatları yükselten firmalar, geçtiğimiz günlerde Viyana’da bizimle görüşmek için sıraya girdiler. Şimdi ne olur beraber çalışalım diyorlar. Önümüzdeki günlerde tesis fiilen ve resmen bize geçmiş olacak. Genel kurulu yapılacak ve şirketin yönetimi bize devrolacak.

Dünyada gübre fiyatları son yıllarda ciddi yükseliş gösterdi. Bahar gübresinde bu zammı fiyatlara yansıtmadık, çünkü önlemler aldık. Güz gübresinde sıkıntı olabilir. Dap gübresi geçtiğimiz yıl içinde dünyada yüzde 170 artmış, Türkiye’de yüzde 90 artmış. Üre yüzde 92 artarken, Türkiye’de yüzde 64 arttı. Mümkün olduğu kadar artışları üreticimize yansıtmamaya çalıştık. Enerji kaynakları üretime dönüyor. Artışlar bundan dolayı. Arz-talep dengesi bozuldu. Gübre fiyatlarını stabil hale getireceğiz. Fabrikanın üretimini 6 milyon tona çıkaracağız. Sadece Türkiye’nin değil bölgenin de ihtiyacını karşılayacağız. Dünya fiyatlarını Razi’ye göre belirleyecek, ciddi bir oyuncu olacağız.

Yeni yatırımlarımız var!

Tarım Kredi olarak başka hamlelerde yapacağız. Türkiye’ye gübrenin nakli için lojistik bir firma oluşturacağız. Dubai’de pazarlama için uluslararası bir şirket kurmayı düşünüyoruz. Türkiye’de kuraklığı aşmak için ciddi yatırımlara başlıyoruz. Damla-sulama ürünlerinin araç ve gereçlerini üretimiyle ilgili palanlarımız var. Yine seracılık konusunda yatırımlarımız olacak. Antalya’daki plastik fabrikamızı büyüteceğiz. Önümüzdeki günlerde Antalya OSB içinde bir yatırıma imza atacağız. Yem ve gıda sektöründe yeni hamlelerimiz olacak. Balıkesir’de bulunan tesisimizi zeytin üreticilerimizin tüm ürünlerini işleyebilecek şekilde büyüteceğiz. İç Anadolu da yağ üreten tesisimizi büyüteceğiz ve çiftçilerimizin gelirini artıracağız. Türkiye’de çiftçilerimizin ihtiyaçlarına yönelik tüm araç ve gereçlerin üretiminde aktif olacağız. Ne gerekiyorsa yapacağız. Depolama tesislerine önem verdik, silolar yapıyoruz. Silolorda muhafaza edilecek sertifikalı tohum üretimimiz devam edecek. 80 bin ton sertifikalı tohum üretiyor ve çiftçilerimize ulaştırıyoruz. Sertifikalı tohum demek üretimin ve verimin artması demektir.

Ziraat Mühendisi istihdamını artıracağız

Son 4 yıla kadar ziraat mühendisi istihdamı hiç yapılmadı. Çok sayıda mühendimiz boşta kaldı, başka alanlara kaydılar. Sahada çiftçilerimizin yanında mühendis bulunmaz oldu. Ziraat fakültelerinin cazibesi kalmadı. Üniversitelerde en düşük puanlarda ziraat mühendisi alınır oldu. Ancak son yıllarda bakanlığımız ve Tarım Kredi olarak 2 bin 500 ziraat mühendisi aldık. Yine önümüzdeki günlerde 150 Ziraat Mühendisi daha alıp sahaya göndereceğiz. Bunların istihdam sorunu kalmayacak ve bu durum üretime yansıyacak. 2003 yılında 8 bin 500’lerde olan personel sayısı ile tüm üretim hacmimiz 330 trilyon civarındaydı. Bugün 5 bin 500 kişiyle 2 katrilyonlara ulaştık. Ciddi katkıları oldu. Şu anda işlemler sürüyor ve personel almayı sürdüreceğiz. Bakanlıkta sınav açarak, çok fazla sayıda eleman alacak.

AB uyum sürecini başarılı bir şekilde sürdürüyoruz

AB projelerini Türkiye’de uyguluyoruz. Geçtiğimiz yıl dört ayrı kooperatifte ciddi projeler yaparak hayata geçirdik. Islah ettiğimiz hayvanları çiftçilere dağıttık. Kırsal kalkınma projelerine destek veriyoruz. Uluslar arası Kooperatif Birlikleri üyesiyiz ve ilişkilerimizi iyi bir şekilde götürüyoruz. Ortak projelere imza atıyoruz. 

Türkiye bir numara…

Türkiye’de yetişen sebze ve meyve bir numaradır. Mikroklima iklimine sahip bir ülkeyiz. Bu en büyük avantajımız. Önemli bir coğrafyaya ve bölgeye sahibiz. Bizim sadece pazarlamada ve ambalajlama konusunda sıkıntımız var. Turizmde olduğu gibi en kısa zamanda gıda konusunda ülkemiz çok daha iyi konuma gelecektir. Ben umutluyum, asla umutsuz değilim. Tarım Kredi Kooperatifleri hep çiftçilerimizin yanında olacaktır. Bizi izlemeye devam etsinler. Ayrıca son olarak tarım sigortaları konusunda özen göstermelerini rica ediyorum. Ürünlerini sigortalatmaları halinde herhangi bir felaket durumunda sıkıntı içinde olmayacaklar. Afetsiz ve felaketsiz, bol ve bereketli bir hasat yılı diliyorum.

GAP Projesi ve Acil Eylem Planı 2008-20012

gap baraj gap_projesi gap iller haritalı gap iller haritalı-1 gap

1970'lerde temeli atılan Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise 8'inci büyük projesi GAP, gereken 32 milyar doların ancak yarısı bulunabildiği için 2010 yılını bekliyor.

Başbakanlık 32 milyar dolar harcayıp gelecek yıl bitirmeyi planladığı 34 yaşındaki GAP projesi için ancak yarısı kadar parayı denkleştirince Türkiye'nin bu en büyük projesi yarım kaldı. 2003 sonu itibariyle GAP'a ancak 16.6 milyar dolarlık yatırım yapılabildi. Kalan para bulunabilirse GAP'ın 2010 yılında bitirilmesi hedefleniyor. Türkiye'nin en büyük projesi olarak adlandırılan GAP aynı zamanda dünyanın da en büyük 8. projesi olarak tarihe geçti. GAP "Ben 50 senedir bu projeyle meşgulüm. Başka ömrüm olsa gene buraya verirdim" diyen 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de en önem verdiği projeydi.

Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Proje alanı Fırat ve Dicle havzaları ile yukarı Mezopotamya ovalarında yer alan 9 ili kapsamaktadır (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak)

1970'lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980'lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.7 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir. Toplam maliyeti 32 milyar ABD doları olan Proje'nin, Enerji santrallerinin toplam kurulu gücü 7476 MW olup yılda 27 milyar kilowatsaat enerji üretimi öngörülmektedir.

Proje, gelecek kuşaklar için kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratılmasını amaçlayan sürdürülebilir insani kalkınma felsefesi üzerine kurulmuştur; kalkınmada adalet, katılımcılık, çevre korunması, istihdam, mekansal planlama ve alt yapı geliştirilmesi GAP'ın temel stratejileridir.

GAP

Güneydoğu Anadolu Projesi; Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nden kaynaklanan ve sularını Basra Körfezi'ne boşaltan Fırat ve Dicle nehirleri havzalarındaki geniş ovalardan ve Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerinden oluşmaktadır.

Yüzölçümü 75.358 kilometre kare olan Bölge, ülkemizin toplam yüzölçümünün yaklaşık % 10'unu oluştururken güneyde Suriye, güneydoğu da ise Irak'la sınır komşusudur. Bölge Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile birlikte kısaca GAP Bölgesi olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

GAP'ın geçmişi 1930'lu yıllarda başlayan "Keban Projesi"ne dayanmaktadır. Fırat ve Dicle nehirlerinin sulama ve elektrik üretimi amacıyla kullanılması fikri üzerine geliştirilmiş olan GAP, iki ayrı nehir projesi olarak yürütülürken 1980 yılında Güneydoğu Anadolu Projesi olarak birleştirilmiştir.

GAP dokuz ili kapsayan (Adıyaman Batman Diyarbakır Gaziantep Kilis Mardin Siirt Şanlıurfa Şırnak) bir alanda 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ile Türkiye toplam su potansiyelinin % 28'ini kontrol altına alırken, 1.7 milyon hektar arazinin sulaması ve 7476 megavatın üzerinde bir kurulu kapasite ile yılda 27 milyar kilovatsaatlik elektrik enerjisi üretecektir.

GAP'ın entegre bir bölgesel kalkınma projesi olarak uygulanmasına 1989 yılında GAP Master Planı'nın hazırlanmasıyla başlanmıştır. Aynı yıl 388 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bölgesel kalkınmayı planlamak, yönlendirmek, izlemek ve koordinasyonunu sağlamak üzere GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı kurulmuştur. GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı; GAP Yüksek Kurulu ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı'ndan oluşmaktadır. GAP Yüksek Kurulu GAP'tan sorumlu Devlet Bakanı, DPT'den sorumlu Devlet Bakanı, Bayındırlık ve İskan Bakanı ile Başbakan'ın başkanlığında toplanır. Teşkilatın diğer organı olan GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı Merkez ve Taşra-Şanlıurfa Bölge Müdürlüğü ile Ad Hoc görev yapan Koordinasyon Kurulu'ndan oluşur.

Önce toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesini amaçlayan bir mühendislik projesi olarak başlayan, daha sonra çok sektörlü, entegre, bölgesel bir yatırım programı olarak ele alınan GAP günümüzde insan odaklı sürdürülebilir bir kalkınma projesi olarak yürütülmektedir.

Proje Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin adil kalkınma özleminin bir yansıması olmakla kalmayıp aynı zamanda GAP Bölgesi'nin kalkınma potansiyelini ortaya çıkarmak, ekonomik büyüme ve toplumsal istikrar gibi ulusal hedeflere de katkıda bulunmak amacını taşımaktadır.

Bu hedeflerle yola çıkılmış olmasından dolayı GAP, sadece bir elektrik üretimi ve sulama projesi olarak değil; sosyal projeler, sağlık, altyapı, turizm, eğitim, çevre, kültür, sanayi, ulaşım ve tarımsal modernizasyonu da eşgüdümlü projelerle yürüten bir sosyo-ekonomik dönüşüm projesidir.

GAP'ın Hedefleri

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) dünyadaki örnekleriyle karşılaştırıldığında kapladığı coğrafi alan, fiziksel büyüklükleri ve hedefleri açısından iddialı bir projedir. GAP, ülkemizin görece az gelişmiş bölgelerinden birisi olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 9 ilde (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak) uygulanmakta olan, çok sektörlü entegre bir bölgesel kalkınma projesidir. Entegre niteliğiyle Proje, sadece barajlar, hidro-elektrik santralleri, sulama yapıları gibi fiziksel yatırımlarla sınırlı kalmayıp, bunların yanında ve birbiriyle eşgüdüm içinde tarımsal gelişme, sanayi, kentsel ve kırsal altyapı, haberleşme, eğitim, sağlık, kültür, turizm ve diğer sosyal hizmetler gibi sosyo-ekonomik sektörlerin geliştirilmesine yönelik yatırım ve etkinlikleri de içermektedir. GAP giderek önem kazanan bölgelerarası eşitsizliklerin giderilmesini hedefleyen devletin genel politikası çerçevesinde kendi hedeflerini oluşturmuştur. GAP, az gelişmiş bölgelerdeki kalkınma potansiyelinin ortaya çıkarılmasının kendi başına ekonomik büyüme, toplumsal istikrar ve ihracatın teşviki gibi ulusal hedeflere katkıda bulunacağına ilişkin devlet politikası ile örtüşmektedir. Nitekim GAP kalkınma hedefleri incelendiğinde, bu gerçek açıkça ortaya çıkmaktadır:

Genel Kalkınma Hedefleri

Ekonomik yapıyı geliştirerek GAP Bölgesi'ndeki gelir düzeyini yükseltmek ve böylece GAP Bölgesi ve diğer bölgeler arasındaki gelir farklılığını azaltmak, Kırsal alandaki verimliliği ve istihdam olanaklarını artırmak, GAP Bölgesi'ndeki büyük kentlerin nüfus emme kapasitesini artırmak, Bölge kaynaklarının etkili kullanımı yoluyla, kendi başına ekonomik büyüme, sosyal istikrarın ve ihracatın teşviki gibi ulusal amaçlara katkıda bulunmaktır.

Tarımsal Kalkınma Hedefleri

Tarımsal verimliliğin artırılması ve çiftçilik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi yoluyla kırsal bölgelerdeki gelir düzeyini yükseltmek, Tarımsal sanayilere yeterli girdi sağlamak, İstihdam olanaklarını artırarak kırsal nüfusun dışa göç etme eğilimini en aza indirmek, İhraç edilebilir ürünlerin üretilmesine katkıda bulunmaktır.

Sınai Kalkınma Hedefleri

Bir yandan GAP Bölgesi'nin ekonomik kalkınmasında itici bir güç rolü oynayarak, diğer yandan eğitim/öğretim ve teknolojik gelişme için talep yaratıcısı rolünü oynayarak GAP Bölgesi'nin imajını, toplumsal refahını ve halkın motivasyonunu geliştirmek, Yüksek gelirli istihdam olanaklarını genişleterek, bölgelerarası eşitsizliklerin giderilmesine katkıda bulunmak, İhracatın teşviki ve döviz gelir ve tasarruflarının artırılması konusundaki ulusal amaçlara katkıda bulunmaktır.

GAP Sosyal Politika Hedefleri

Ortaya çıkan genel durumun iyileştirilmesi, kalkınma sürecinin hızlandırılması ve sorunlara çözüm getirmek amacıyla hazırlanan "GAP Sosyal Eylem Planı"nın temel ilkeleri şunlardır:

GAP çerçevesinde doğa ve insan kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen planlama, uygulama, izleme ve değerlendirmeler yöre insanının katılımı ile yapılacaktır.

Temel kaynaklara ulaşılabilirliği sağlayacak ve kaynakların verimliliğini artıracak önlemler alınacaktır.

Kamu, yerel ve gönüllü kuruluşlarla işbirliği yapılarak, kurumların insan gücü ve diğer potansiyelinden (finansman, araç-gereç, teknik bilgi vb.) yararlanılacaktır.

Kadın ve genç nüfusa öncelik verilecektir.

GAP Sosyal Eylem Planı'nda öngörülen politika hedefleri farklı sektörler itibariyle aşağıdaki gibi oluşturulmuştur.

Hedef 1: Toplumsal Yapı

Geleneksel örgütlenmelerden kalkınmaya engel olanların ortadan kaldırılmasını hızlandırıcı çağdaş örgüt ve kurumların etkinliğini artırmak. Bölge'de yerel alt kültürlerin ve ulusal kültürün olumlu bir sentezini sağlayacak kültür kurumlarının etkinliklerinin yoğunlaştırılacağı bir altyapı oluşturmak. Kalkınma sürecindeki değişimler gözönüne alınarak aile birliğini desteklemek, aile içi demokratik ilişkileri güçlendirmek.

Hedef 2: Tarım Sektörü

Tarımsal yayımın sahadaki uygulamalarında, faaliyetlerin çiftçi örgütleri, özel ve gönüllü kuruluşlara bırakılması suretiyle yayımda etkinliği artırmak. Kamunun yayımdaki görevini, bu kuruluşlarca yapılan uygulamaları destekleme ve kalite kontrolünü yapmaya kaydırmak. Kamunun eğitsel alandaki yatırımlarını tarımsal araştırma, temel eğitim teknik ve mesleki eğitimde yoğunlaştırmak. Tüm çiftçilerin kendi koşullarına uygun kaliteli bilgiye ulaşabilirliklerini sağlamak. Bölge'de dinamik ve verimli tarımsal gelişmeyi engelleyici ürün desenleri, üretim ilişkileri, mülkiyet yapısı ve istihdamdaki aksaklıkları gidermek. Bölge'deki tarım işletmelerinin verimli hale getirilmesi için optimum büyüklükler saptayarak işletmeleri bu büyüklükten uzaklaştıran eğilimleri ortadan kaldırıcı önlemler almak. Çayır ve mera gibi ortak kullanım alanlarının korunması yolunda önlemler almak.

Hedef 3: İstihdam

Bölge'de ülke ortalamalarının üstünde olan kayıtlı işsizlik oranını azaltmak. Bölge'den daha önce göç etmiş olanlar başta olmak üzere sermaye sahibi ve nitelikli işgücünün Bölge'ye çekilmesini özendirmek. Kadının istihdamını engelleyici uygulamaların kaldırılması ve istihdama katılımının özendirilmesi yolunda önlemler almak. Bölge'de toplam geliri artırıcı ve gelirin dengeli dağılımını sağlayıcı ekonomik ve sosyal önlemler almak. Yerinde istihdam yaratacak tarıma dayalı ve tarım dışı sanayi ve örgütlenmeleri desteklemek. Bölge'deki doğal ve kültürel zenginlikleri, istihdam ve gelir artırıcı üretken yatırımlara yönlendirmek, Teknoloji seçiminde verimlilik ve üretkenlik yanında, istihdam, sağlık ve çevre boyutlarını da gözönüne almak.

Hedef 4: Eğitim Sektörü

Bölge'de eğitim düzeyini, özellikle kız çocuğu ve kadınlar lehinde, yükseltici önlemler almak. Eğitim olanaklarının, nüfusun bütün kesimlerine yaygınlaştırılmasını sağlamak. Bölge'de okuma-yazma ve okullaşma oranlarını en azından Türkiye ortalamasına yükseltmek. Yaygın ve örgün eğitimin işlevselliğini artırarak bu doğrultuda olanaklar geliştirmek. Bölge'de örgün ve yaygın eğitimin etkinliğinin artırılması için okul öncesi eğitim programları açılması ve yaygınlaştırılmasını sağlamak. Nüfusun büyük bölümünü oluşturan genç nüfusu kısa ve orta vadede ekonomide etkin kılıcı, mesleki ve teknik eğitim programlarına önem vermek. Bölge'de, gelişme ve çağdaşlaşma süreçlerine katılmamış olan kadınların eğitim ve sağlık düzeylerinin ve sosyal statülerinin yükseltilmesine özel önem vermek.

Hedef 5: Sağlık Sektörü

Bebek ve çocuk ölüm oranları ile doğurganlık oranlarını en azından ülke ortalamalarına yaklaştırıcı önlemler almak. Koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak ve halkın bu hizmetlere ulaşabilirliğini artırmak. Bölge'de sulamanın yaygınlaşmasıyla ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını önceden tespit ederek önlenmesine yönelik tedbirler almak.

Hedef 6: Nüfus

Kalkınma hızı ile nüfus artış hızı arasındaki dengeyi dikkate alan, sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun bir nüfus politikası izlemek. Nüfus hareketlerini, Bölge'nin toplumsal ve ekonomik potansiyellerinin geliştirilmesi yönünde teşvik etmek. Bölgesel kalkınmanın etkili bir biçimde gerçekleşebilmesi için nüfusun merkez köylerde ve orta büyüklükteki kentlerde yoğunlaşmasını sağlayacak özendirici önlemler almak.

Hedef 7: Yerleşim

Toplumsal ve ekonomik gelişmelerin bir sonucu olarak yaşam alanları daralan göçer ve yarı-göçer toplulukları yerleşik yaşama geçirmek. Baraj yapımından etkilenecek nüfusun yeniden yerleştirilmesinde, toplumsal, kültürel ve ekonomik kalkınma ilkelerini gözetmek.

Sonuç

GAP'a ilişkin toplumsal politikalar, Bölge'de sürdürülebilir insani gelişme hedefine yönelmiştir. Bu politikalar temel olarak sürdürülebilir kalkınmanın üç temel ayağı üzerine oturmaktadır. Bunlar katılımcılık, kalkınmada eşitlik ve adalet ve insan kaynaklarının geliştirilmesidir. Katılımcılık, halkın kendisiyle ilgili politikaların oluşturulmasında karar verme sürecine katılmasına olanak sağlamakta, kalkınma sürecine toplumun, yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların etkin katkı ve katılımını içermektedir. Katılım toplumun kendi ayakları üzerinde durabilmesini, kalkınma çabalarını bizzat omuzlayabilmesini ve örgütlü, demokratik toplumun oluşabilmesinin yolunu açmaktadır. Aynı zamanda, bu yolla hizmetlerin etkinliği ve niteliği yükselecek, gerçek gereksinmeler karşılanabilecektir. GAP'a yönelik toplumsal politikalar katılımın projelendirilmesini içermektedir. Kalkınmada eşitlik, toplumun yoksun kesimlerinin kalkınmaya katılması, eğitim ve sağlık gibi hizmetlere ulaşabilirliğinin artırılması, istihdam olanaklarının yaratılması ve sosyal güvenlik sistemin kapsamının genişletilmesini gerektiren toplumsal politikaların temel hedeflerini oluşturmaktadır. Hizmet ve yaşam kalitesinin geliştirilmesi ve tüm toplum kesimleri için erişilebilecek çağdaş bir asgari yaşam standardını sağlayacak dengeli bir dağılımın gerçekleşmesi sosyal politikanın temel işlevselliğidir. GAP'a ilişkin toplumsal politikalar, bu üç konunun bir arada gerçekleştirilmesine yönelik projelerin hayata geçirilmesi yoluyla etkin kılınmaya çalışılmaktadır.

Acil Eylem Planı 2008-20012

Safkan Arap tayları satışa çıkıyor

arap tayı Bursa Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü, toplam 66 baş safkan Arap Tayını satmak üzere ihale açtı. Karacabey Tarım İşletmesinin yetiştirmesi 66 baş safkan Arap Tayı, açık artırma suretiyle teker teker satılacak.

İhale, 1 Temmuz 2008 tarihinde saat 13.00'de Karacabey Tarım İşletmesi Atçılık Tesislerinde toplanacak komisyon huzurunda gerçekleştirilecek. İhalede muhammen bedel tay başına 5 bin YTL ile 45 bin YTL arasında değişirken, katılımcılardan 5 bin YTL tutarında geçici teminat bedeli alınacak. Söz konusu ihaleye katılmak isteyenler şartnameyi, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Ticaret Daire Başkanlığı ile Karacabey Tarım İşletmesinden görebilecekler.

Çobanoğlu Tarım Damlama sulama İş İlanı

 

http://www.cobanoglukimya.com/tr/index.php

 

Damlama sulamadan anlayan Ziraat Mühendisi alınacaktır.

 

Çobanoğlu Tarım

 

 TEL: 0.242. 426 22 35

 

 FAX: 0.242.426 37 02

 

 GSM: 0.532. 315 50 21 Yusuf ÇOBAN

 

Adres: İplik Fabrikası Yolu Üzeri 8/B Aksu - ANTALYA

 

info@cobanoglukimya.com

 

 MSN: cobanoglukimya@hotmail.com

 

 MSN: info@cobanoglukimya.com

Oruç Tarımmarket-Mühendislik İş İlanı

Oruç Tarımmarket-Mühendislik

ZİRAİ İLAÇ VE BİTKİ BESLEME KONULARINDA TEKNİK ÇALIŞMA VE PAZARLAMA YAPABİLECEK ELEMANLAR ALINACAKTIR.

İNGİLİZCE İYİ DÜZEYDE, EHLİYETLİ,30 YAŞINI GEÇMEMİŞ ,ASKERLİKLE İLİŞİĞİ BULUNMAYAN VE İÇ ANADOLU'DA İKAMET EDEN VEYA EDEBİLECEK DURUMDA

OLANLAR TERCİH EDİLECEKTİR.

Cv için  http://www.orucagro.com/  adresini ziyaret edin.

 

Oruç Tarımmarket & Mühendislik

 

Adres :

 Yeni Sanayi Çarşısı Demir Sk. No : 4-E Karapınar KONYA

Tel :

 0 332 755 2003

Faks :

 0 332 755 2173

Veteriner Hekimlikte Meslek Öncesi Eğitim ve Önemi

    VETERİNER HEKİMLİKTE MESLEK ÖNCESİ EĞİTİM VE ÖNEMİ

    Veteriner Hekim Gökhan ASLIM

    Giriş

    Veteriner Hekimlik Eğitimi, bugün eğitim alan veteriner hekim adaylarından, eğitim verenlere, hizmet sunan veteriner hekimlerden, meslek örgütüne, eğitim kurumlarının yöneticilerinden, ilgili bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatlarına, sanayicilerden, çiftçilere toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendiren, sorumluluk yükleyici önemli bir süreçtir.

    Hedeflenen, ülke hayvancılığına, ülke ekonomisine katkı sağlamak, Halk Sağlığını, Hayvan Sağlığını, Çevre Sağlığını korumak olunca bu amaca uygun bir gelecek vizyonu içerisinde, geçmişteki artılarla, günümüz eksikliklerini gözetip, çözümler üreten meslek mensuplarının yetişmesi, meslek öncesi eğitimin önemini açıkça ortaya koyuyor.

    Ne yazık ki, bir çok veteriner hekimin mesleğini icra edemediği günümüzde, yeni veteriner fakültelerinin açılması ısrarının sürdürülmesinin anlaşılır bir yanı olmadığı gibi, bu ısrar ülke hayvancılığına, dolayısıyla ülke ekonomisine ve insanına vurulacak bir darbedir.

    Veteriner Hekimlik mesleği olarak sorumluluğumuz gerçekten çok büyük, bu bakımdan toplumun sorunlarına duyarlılık, akıl ve bilimsellikle yaklaşan, vizyonu geniş, ülkesine hizmet etme anlayışına sahip veteriner hekimler yetiştirmek değişimin anahtarıdır.

    Bu özelliklere sahip veteriner hekimler yetiştirilebilmesi için öncelikle;

    -Veteriner Fakültelerinin alt yapı sorunları

    -Öğrenci sayıları

    -Veteriner Hekimlik eğitiminde değişim (AB Mevzuatları ve uygulamalar, Hayvan Refahı, Veteriner Halk Sağlığı vb.)

    -Veteriner Eğitimin sürekliliği, yada sürekli mesleki gelişim konuları

    İvedilikle gündeme alınarak, çözüm yolları oluşturulmalıdır.

    Mezuniyet öncesi, mezuniyet sonrası veteriner hekimlik eğitimi ve sürekli mesleki eğitim ve gelişim alanları bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır.

    Veteriner Hekimlik mesleğinin 21. yüzyılda üstlenmiş olduğu misyon toplumun tüm kesimlerini ilgilendirmekte olmasına rağmen, toplumun önemli bir kesimi tarafından gözardı edilmektedir ve önemi yeteri kadar kavranamamaktadır.

    Günümüzde Veteriner Hekimliği mesleği, Veteriner Halk Sağlığı , Gıda Güvenliği, İlaç, Yem, Gıda Sektörü gibi çok önemli alanlarda hizmet vermekle birlikte sadece hayvan tedavi eden bir meslek olarak algılanmaktan çıkartılmalı, sürekli eğitimin bir amacıda topluma bu duyguyu aşılamak olmalıdır.

    Bu bağlamda bilgiye erişim kanallarını bilen, bilgiyi sorgulayan, yorumlayan, gereğinde yetinmeyen veteriner hekimlerin topluma katılması, mezuniyet öncesi eğitimin önemini bizlere göstermektedir.

    Toplumun sorunlarına duyarlı, karşılaştığı sorunları sadece veteriner hekimlikle sınırlı görmeyen akıl ve bilimsellikle sorun saptama ve çözme becerisini toplum yararına da kullanabilen “İyi Veteriner Hekimlik” kavramının temelinde Veteriner Hekimlik eğitimin her döneminin ve niteliğinin önemi vardır.

    Bu özelliklere sahip veteriner hekimlerin yetiştirilmesi yoğun bir bilgi birikimi yanı sıra bu bilginin uygun koşullarda aktarılıp geleceğin veteriner hekim adaylarının özümseyebileceği olanakları gerektirmektedir. Çağdaşlığı yakalamış, günümüz koşullarına uygun tekniklerin kullanımı çok önemli olmakla birlikte en önemli unsur iletişim ve bilgi paylaşımıdır. Bu nedenle öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı çok önemlidir.

    Veteriner Hekimlik eğitimi; kitap, kütüphane koşulları, internet erişimi, uygulama materyalleri, eğitim maketleri, laboratuar uygulamaları, çitlik uygulamaları gibi çok çeşitli belirleyenlere yakından bağlıdır. Veteriner fakültelerinin sayılarını artırma eğilimi ve siyasi ısrarın, gerekli istatistiki analizler yapıldığında ve bu olanakları sağlama açısından değerlendirildiğinde sorunları çözmekten ziyade, daha büyük sorunlara yol açacağı ortadadır

    Eğitimin Amacı ve Sorunları

    Avrupa Veteriner Hekimleri Federasyonu (FVE) “Code of Good Practise” İyi Veteriner Hekimlik Kılavuzunda, Veteriner Hekimlerin hayvan refahı, hayvan sağlığı, halk sağlığı ve çevrenin korunmasında önemli bir rol oynamakla beraber çok geniş bir alanda hizmet verdiğine dikkat çekerek mesleğin önemini vurgulamaktadır.

    20. yüzyıl sonları ve 21. yüzyıl’da Dünya’da (AB Ülkeleri ve ABD) Veteriner Hekimlik mesleğinde baş döndürücü gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen, ülkemizde hala Hayvancılık, Tarım, Veteriner Halk Sağlığı, Gıda Güvenliği, Hayvan Refahı konularında önemli adımlar atılamamış olup, eldeki mesleki verilerin çokta iç açıcı olmaması veteriner biliminin ve veteriner eğitiminin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.

    Veteriner Biliminin sağlayacağı gelişmeler, yanlış uygulamalar ve yanlış politikalar yüzünden topluma gerektiği faydayı da sağlayamamaktadır. Bu durum uzun süredir devam eden temel bir sorundur. Veteriner Hekimlik Eğitimi, bu temel sorunun ortaya çıkmasında ve çözümünde üstüne düşen sorumlulukları gerektiği gibi yerine getirememektedir.

    Tabi ki bu konuda veteriner eğitiminin üstüne düşeni yapması sorunun tek çözümü olmamakla birlikte siyasi iradenin de aynı amaca hizmet etmesi önemli bir faktördür.

    Veteriner Hekimlik eğitiminin, günümüz temel sorunlarına, veteriner hekimlik mesleğinin değişen rol modeline cevap verememesi gelecek adına ciddi endişelere yol açmaktadır.

    Ülkemizde ki Veteriner Hekimlik eğitimi hem temel sorunlara yaklaşımı, hem de içerik ve öğrenme, öğretme yöntemleriyle günümüz ve geleceğin gereksinimlerine yanıt verebilecek niteliklerden uzaktır. Bu gerçeği gören ve eğitim müfredatlarını akreditasyon kriterlerine uyarlayan fakültelerimiz olmasına rağmen bir çok Veteriner Fakültesi günümüz standartlarını sağlayamayan bir eğitim sistemi ile eğitim vermektedir. Ayrıca akreditasyon sürecinde; müfredat belirlerken sadece akreditasyon müfredatı olduğu gibi alınmamalı, ülkemizin şartları, fakültelerin içinde bulundukları bölgelerin sosyo-ekonomik yapısı, öğrencilerin gereksinimlerinin çok iyi etüt edilmesi gerekmektedir. Akreditasyon sürecine kadar olan süreçte de fakülte müfredatlarının çok fazla farklılık göstermesi ve bir standardizasyonun bugüne kadar sağlanamamış olması önemli sıkıntılara yol açmaktadır.

    Meslek öncesi eğitim de yalnızca fakülte eğitim sistemleri, sağlanan maddi olanaklar, fiziki alt yapı, insan gücü ve siyasi irade kararları kadar, Üniversitelerin vazgeçilmez özelliklerinden biri olan toplum yararına yüksek kalitede insanlar yetiştirmek, insanlığın, milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun özgür düşünce ve bilimsel güce, geniş bir dünya görüşüne sahip veteriner hekimler de yetiştirmek gibi konular çok önemli bir yer tutmalıdır. Fakültelerin sosyal ortamının, rehabilitasyon olanaklarının, boş zamanları değerlendirme olanakları, beslenme, barınma, eğlenme, sosyal ve kültürel aktiviteler, psikolojik danışmanlık hizmetleri, öğrenci tesisleri, öğrenci kulüpleri, her türlü faaliyet alanlarının da meslek öncesi eğitimin gelecek adına çok önemli ve vazgeçilmez unsurları haline getirilmesi kaçınılmaz olmuştur.

    Müfredat ve öğrencinin bilgisini ölçme yöntemlerinin ezberlemeye yönelik olmaması, öğrencilerin bireysel yetenek, iletişim becerileri, ekiple birlikte çalışabilme, sezgi, düşünebilme, fikir üretebilme gibi bireysel özellikler de meslek öncesi eğitim de öğrencilere kazandırılmalıdır. Çünkü veteriner fakültelerinin müfredatlarının çok yoğun olması sebebiyle bir çok öğrenci tarafından şikayet konusu olmaktadır. Bu bağlamda ders konularının fazla olması öğrencilerin fazla bilgi edinecekleri anlamına gelmemekte, öğrenciye daha az ama kalıcı ve geleceğe yönelik bilgiler vermek daha uygun gözükmekte ve meslek öncesi eğitimde bu konuda önemle gözetilmelidir.

    TABLO I :Türkiye’de Eğitim – Öğretim Yapan Veteriner Fakülteleri ve

    Mezun Sayıları

    ÜNİVERSİTE

    BULUNDUĞU İL

    KURULUŞ YILI

    MEZUN SAYISI

    Adnan Menderes

    Aydın

    1993

    216

    Ankara *

    Ankara

    1842

    7170

    Atatürk

    Erzurum

    1997

    33

    Dicle

    Diyarbakır

    1993

    171

    Erciyes

    Kayseri

    1995

    145

    Fırat

    Elazığ

    1970

    3035

    Harran

    Şanlıurfa

    1995

    123

    İstanbul

    İstanbul

    1972

    4200

    Kafkas

    Kars

    1985

    687

    Kırıkkale

    Kırıkkale

    1995

    78

    Kocatepe

    Afyon

    1997

    164

    Mehmet Akif Ersoy

    Burdur

    1996

    187

    Mustafa Kemal

    Hatay

    1995

    58

    Ondokuz Mayıs

    Samsun

    2003

    -

    Selçuk

    Konya

    1982

    1730

    Uludağ

    Bursa

    1978

    1951

    Yüzüncü Yıl

    Van

    1982

    984

    Toplam

       

    20.932

    *2005 – 2006 Eğitim – Öğretim yılı sonundaki mezunlar dahildir.

    TABLO II : Türkiye’de ve AB Ülkelerinde Veteriner Fakülteleri ve Öğrenci Sayıları

    * 2005 – 2006 Öğretim Yılı Verileri

    </

    ÜLKE

    FAKÜLTE

    SAYISI

    ÖĞRENCİ

    SAYISI

    VETERİNER HEKİM SAYISI

    YILLIK MEZUN SAYISI

    Almanya

    5

    6.506

    24.660

    974

    Avusturya

    1

    2.500

    2.626