Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Tarımsal Bilgi

Mayıs 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Mayıs 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Memur ve Ziraat Mühendisi Alım İlanı

tkk Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, Bölge Birlikleri ve birim Kooperatiflerinde istihdam edilmek üzere Üniversite mezunu ve Kamu Personeli Seçme Sınavına katılmış olanlardan mülakatla Memur ve Ziraat Mühendisi alacak...

Kurumumuzun Merkez Birliği, Bölge Birlikleri ve birim Kooperatiflerinde istihdam edilmek üzere Üniversite mezunu ve Kamu Personeli Seçme Sınavına katılmış olanlardan mülakatla Memur ve Ziraat Mühendisi alımı yapılacaktır.

ADAYLARDA ARANAN GENEL ŞARTLAR

1. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,

2. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak,

3. 01 Temmuz 2008 tarihi itibariyle 30 yaşından büyük olmamak, ( 01 Temmuz 1978 tarihinden sonra doğmuş olmak )

4. Erkeklerde askerlikle ilişkisi olmamak veya tecilli olmak

5. Kamu haklarından mahrum bulunmamak,

6. Taksirli suçlar hariç, ağır hapis ve 6 aydan fazla hapis ya da affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, dolaylı iflas gibi yüz kızartıcı fiiller, emniyeti suiistimal, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, Millete ve Devlete karşı işlenen suçlarla, kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırmaktan hükümlü bulunmamak,

7. Görevini yapmaya mani akli ve bedeni hastalığı bulunmamak,

8. Yurdun her yerinde çalışmayı kayıtsız ve şartsız kabul etmek,

ADAYLARDA ARANAN ÖZEL ŞARTLAR

1. Tablo I, II, III’ de belirtilen tercih yeri ve ihtiyaçlar için; karşılarında yazılı KPSS puanı ve tahsil şartı aranacaktır.

Tablo I : Merkez Birliğimizde memur kadrosunda işe alınacak adaylarda aranan özel şartları gösterir tablo. Tıklayınız

Tablo II : Bölge Birliklerimiz ve bağlı Tarım Kredi Kooperatiflerinde memur kadrosunda işe alınacak adaylarda aranan özel şartları gösterir tablo Tıklayınız

Tablo III : Tarım Kredi Kooperatiflerimizde ve Merkez Birliğimizde işe alınacak Ziraat Mühendislerinde aranan özel şartları gösterir tablo Tıklayınız

2. Adayların, ÖSYM tarafından 2005, 2006 ve 2007 tarihlerinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavına katılarak ek’li tablolarda belirtilen puan türlerinden birinden Memurlar için en az 60 puan, Ziraat Mühendisleri için en az 50 puan almış ve Türkiye İş Kurumuna müracaat etmiş olmaları gerekmektedir.

BAŞVURU ŞEKLİ VE SÜRESİ

Adayların, iş talep formunda ki açıklamalar başlığı dikkate alarak “İŞ TALEP FORMU” nun her iki sayfası eksiksiz ve doğru olarak doldurup imzalanarak, aşağıda belirtilen adreslere teslim etmeleri gerekmektedir. Posta ile başvurular sadece Merkez Birliğinin aşağıdaki adresine yapılacaktır. Belirtilen tarih ve saatten sonra yapılan başvurular ile postadaki gecikmeler dikkate alınmayacak olup, bu husus da kurum kayıtları esas alınacaktır.

İş talep formu için tıklayınız

Adaylar, “İş Talep Formu”nda yalnızca bir görev yeri belirtecek olup birden fazla tercih yapanların ve birden fazla iş talep formu dolduranların müracaatları geçersiz sayılacaktır.

Adaylardan başvuru aşamasında herhangi bir ek belge talep edilmeyecek, adayın İş Talep Formunda belirttiği bilgilerin doğruluğunu ispatlayıcı belgeler işe başlamadan önce istenecektir.

Başvurular 02 Haziran 2008 Pazartesi günü başlayacak ve 16 Haziran 2008 Pazartesi günü saat 18:00’de sona erecektir.

Kurumumuza bugüne kadar yapılmış olan iş talepleri dikkate alınmayacak olup, isteyenlerin “iş talep formu” nu doldurarak yeni müracaat yapmaları gerekmektedir.

BAŞVURU MERKEZLERİ

TÜRKİYE TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ:

Yukarı Bahçelievler Mahallesi Wilhelm Thomsen Cad. NO:7 06490 ÇANKAYA / ANKARA

ve aşağıda isimleri belirtilen Bölge Birliği Müdürlüklerine müracaat edilecektir.

BÖLGE BİRLİKLERİ ADRESİ

TEKİRDAĞ Ertuğrul Mah. İskele Cad. No : 8 59100 TEKİRDAĞ

BALIKESİR Kasaplar Mah. Soma Cad. No : 9/1 10100 BALIKESİR

SAKARYA Yahyalar Mah. Ankara Cad.1473.Sok. No : 1 SAKARYA

İZMİR Gazi Bulvarı No : 67 35230 Çankaya/İZMİR

KÜTAHYA Mithatpaşa Cad. No : 5 43030 KÜTAHYA

ANTALYA Ali Çetinkaya Cad.No : 104 07100 ANTALYA

KONYA Aydınlıkevler Mah.Gazidere Sok. No: 6 42100 Selçuklu/KONYA

ANKARA Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No : 58 06570 Maltepe/ANKARA

KAYSERİ Örnekevler Mah.Kocasinan Bul. NO:96 38010 Kocasinan/KAYSERİ

SİVAS Barbaros Bul.Kümbet Mevkii No :71 58010 SİVAS

SAMSUN Kale Mah.Cumhuriyet Cad. No :20 55030 SAMSUN

TRABZON Sahil Cad.No : 363/A Uzunkum 61040 TRABZON

ERZURUM Yunus Emre Mah.Yenişehir Kavşağı No : 1 25070 ERZURUM

MALATYA İnönü Mah.Çevreyolu Üzeri İstasyon Virajı Mevkii 44080 MALATYA

GAZİANTEP Fatih Mah. M.Fevzi Çakmak Bul.32.Sok.No:1 27060 Şehit Kamil/GAZİANTEP

MERSİN İhsaniye Mah. GMK Bulvarı No : 171 33070 MERSİN

MÜLAKATA ÇAĞRI VE DEĞERLENDİRME

Adayların İş Talep formuna yazmış oldukları KPSS puanı en yüksekten başlanarak sıralanacak olup, her görev yeri için tespit edilen ihtiyacın beş katı aday mülakata çağrılacaktır. Sıralamada en sonda yer alan adayın puanı ile aynı puana sahip diğer adaylar olması halinde, bu puana sahip adayların tümü mülakata çağrılacaktır.

Mülakata katılmaya hak kazananlardan 30 YTL sınav ücreti alınacaktır.

Mülakata çağrılacak adayların listesi, mülakat yapılacak yer/yerler, mülakat tarihi ve istenecek belgeler ile diğer hususlar http://www.tarimkredi.org.tr/ adresinde 30 Haziran 2008 tarihinden itibaren duyurulacak ve başkaca bir tebligat yapılmayacaktır.

Mülakat sonucunda başarılı olanlar, kurumumuzun internet adresinde duyurulacak ve ilgililere de yazılı bildirim yapılarak işe başlamaları için gerekli belgeler istenecektir.

Başvuru formu için tıklayın.

Tablo 1 için tıklayın.

Tablo 2 için tıklayın.

Tablo 3 için tıklayın.

Tarımda Deniz Yosunu Kullanımı

deniz yosunları deniz yosunu yosun

Deniz yosunu; okyanuslarda, denizlerde ve tatlı sularda yaşayan basit bir su bitkisidir. Kırmızı, yeşil veya kahverengi görünümde olabilir. Kırmızı ve kahverengi görünümdeki suyosunları genellikle denizlerde yaşar.

Yeşil görünümlü olanlar ise çoğunlukla tatlı sularda yaşar. Suyosunları insan ve hayvanlar için yiyecek olarak kullanıldığı gibi, gübre olarak da kullanılır.

Deniz yosunları hemen hemen tüm birincil ve ikincil besleyicileri, iz elementlerini içeren ve tarımda etkisi kanıtlanmış türlerdir. Deniz yosunlarının içeriğindeki en önemli maddelerden bazıları; alginik asit, vitaminler, oksinler, en az iki tür giberilin ve antibiyotikler olup; taze deniz yosununda, kurutulmuş deniz yosunu ununda ve sıvı deniz yosunu ekstraktında bulunabilir. Bu maddelerden alginik asit, toprak düzenleyicisi; diğerleri ise bitki düzenleyicileri olarak değerlendirilebilir.

Özellikle son yıllarda, deniz yosunlarının bitki gelişimi üzerindeki olumlu etkilerinin bir sonucu olarak, bu türlerin özellikle özlerinin tarımda kullanımında artış gözlenmektedir.

Deniz yosunlarının bitki gelişimi üzerine etkisi 2 kısımda incelenebilir:

Toprak Düzenleyici Etki ve Bitki Düzenleyici Etki.

1. Toprak Düzenleyici Etki

1.1. Alginik Asit:

Deniz yosunlarından elde edilen ürünlerin, toprağın yapısını düzenlediği ve toprağın su tutma kapasitesini arttırdığı bilinmektedir. Bu durum, büyük oranda deniz yosunlarının içerdiği alginik asitlerin topraktaki metalik türler ile etkileşmesine atfedilmektedir. Topraktaki metallerle etkileşen alginik asit nemli ortamda şişer ve bu sayede toprağa daha tanecikli bir yapı kazandırır. Kısacası deniz yosunları toprakta iki önemli görevi yerine getirir: toprağın tanecikli yapısını geliştirme ve toprağın su tutma kapasitesini arttırma. Bu sayede bitkilerin kök sistemleri daha da gelişir, topraktaki yararlı mikroorganizmaların sayısı artar ve toprak daha havadar bir yapı kazanır. Deniz yosunlarının varlığında, topraktaki bakteriler poliüronidler olarak adlandırılan organik kimyasal maddeleri salgılar. Poliüronidler; kimyasal olarak toprak düzenleyici alginik asitlere benzer.

2. Bitki Düzenleyici Etki

2.1. Vitaminler

Deniz yosunları (özellikle kahverengi deniz yosunları) sadece bitkilere mahsus vitaminleri içermez; aynı zamanda deniz yosunlarına tutunmuş bakterilerin etkisiyle oluşan vitamin B12 gibi vitaminleri de içerir. Kahverengi deniz yosunlarında bulunan vitamin C miktarı, kaba yoncadaki miktar kadar yüksektir. Bununla birlikte, vitamin A içermezler, fakat vitamin A’nın öncülleri olarak değerlendirilen beta-karoten ve fukoksantin içerirler. İçerdikleri b grubu vitaminleri ise; B1 (tiyamin), B2 (riboflavin), B12, pantotenik asit, folik asit ve folinik asittir. Deniz yosunlarının içeriğinde vitamin E (tokoferol), vitamin K ve bitki gelişimini teşvik edici diğer maddeler bulunur.

2.2. Oksinler

Deniz yosunundaki oksinler indolil asetik asittir. Bu oksinler, hücrelerin gelişmesini teşvik eder. Ayrıca kök ve gövdedeki hücrelerin gelişmesini de teşvik eden oksinler, hücrelerin bölünmemesini ve sadece büyümesini sağlar. Deniz yosunlarında bulunan oksinlerin bu dengeleyici etkisi diğer oksinlerde mevcut değildir.

2.3. Giberillinler

Giberillinler büyümeyi teşvik edici özelliğe sahip hormonlar olup, oksinlerde olduğu gibi büyümeyi kontrol edici özelliğe sahip değildir. Deniz yosunlarında en az iki tür giberillin tespit edilmiştir.

2.4. İz Elementler

İz elementleri; deniz yosunlarının içerdiği en önemli bileşenlerdendir ve deniz yosunlarında iz elementlerinin hemen hemen hepsi, bitkinin kolayca alabileceği formlarda bulunur. Deniz yosunlarında bulunan nişasta, şeker ve karbonhidratlar metal iyonları ile Şelatlar oluşturarak bitkinin metal iyonlarını daha kolay almasına olanak tanır. Şelatlaşma nedeniyle deniz yosunu ürünlerinde bulunan metal iyonlarında çökelme gibi problemler gözlenmez; çoğu zaman bazik topraklarda bile çökelmezler. Bununla birlikte, deniz yosunlarında doğal olarak bulunan metal iyonlarından başka, suni olarak daha fazla metal iyonu da tutturulabilir. Bu, önemli bir endüstriyel uygulama olup, katı ve sıvı haldeki deniz yosunu ekstraktlarının verimliliği bu yolla daha da arttırılabilir.

Deniz yosunu ekstraktlarının bitkiye yapraklardan sprey edilmesiyle, yaprak yüzeyinde bulunan ve fotosentez işlemine önemli oranda katkıda bulunan bakteriler için daha uygun bir besi ortamı oluşmuş olur ve fotosentez oranında artış gözlenir. Oksinler ve Giberillinler gibi maddelerin yapraktan nüfuz etmesiyle fotosentez verimliliği daha da artar. Ayrıca bu yolla yapraklardaki mineral madde hareketliliği de artar ve yaprak gözeneklerindeki muhtemel tıkanmalar da giderilir.

Deniz yosunu özlerinin topraktan uygulanması ile kökteki mineral madde hareketliliği artar ve toprakta bitki tarafından alınamayacak formda bulunan mineraller, kolayca alınabilecek formlara dönüştürülür. Ayrıca, topraktaki faydalı mikroorganizmaların popülasyonunda artış gözlenir ve toprağın su tutma kapasitesi de artmış olur.

2.5. Antibiyotikler

Deniz yosunu içeren ürünler ile muamele edilmiş bitkilerin haşerelere ve hastalıklara karşı dayanım geliştirdikleri bilinmektedir. Kırmızı örümcek, apidler, mildiu, mantarlar vb. etkilere karşı deniz yosunlarının etkisi kanıtlanmıştır.

Bitkilerin salgına yakalanmalarından sonra, çeşitli kimyasal maddeler ile iyileştirilmesi “kemoterapi” olarak bilinir. Deniz yosunlarında bulunan doğal maddeler bu etkiyi gösterdikleri için bitkinin kısa bir süre içerisinde hastalıkların etkisinden kurtulmasına olanak tanır. Deniz yosunlarının bitkilerde yaygın olarak görülen hastalıkları kontrol altına alma mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, deniz yosunlarının yüksek organik madde içeriğinin etkisiyle, toprakta antibiyotik özellik gösteren maddeler salgılayan bakterilerin popülasyonundaki artışın etkili olabileceği düşünülmektedir.

Deniz Yosunlarının Faydaları

Deniz yosunlarının faydaları özetle şu şekilde sıralanabilir:

  • Bitkinin direncini arttırır, büyümesini hızlandırır
  • Toprak için gerekli olan mikrobik aktiviteyi arttırır ve bu da bitkinin daha güçlü kök sistemlerine sahip olmasıyla sonuçlanır. Daha güçlü kök sistemleri bitkinin kök hastalıklarına karşı dayanıklı olmasını ve toprağa atılan mineral gübrelerden maksimum seviyede faydalanabilmesini sağlar.
  • Deniz yosunları birçok faydalarının yanında, bitkinin hastalıklara ve zararlı böceklere karşı doğal direnme yeteneğini de arttırır.
  • Topraktaki besin maddelerinin bitki tarafından alımını kolaylaştırır.
  • Bitkideki klorofil seviyesini arttırır ve bu da bitkinin daha fazla fotosentez yapmasına olanak sağlar. Ayrıca; klorofil seviyesinin artması, bitkinin yeşil aksanlarının daha gösterişli ve daha sağlıklı olmasına da imkan tanır.
  • Deniz yosunları değişik oranlarda biyolojik uyarıcılar, besleyiciler ve karbonhidratlar içerir.
  • Deniz yosunu özleri, bitki gelişimini düzenleyen doğal maddeler içerir. Başlıca tabii bitki gelişim düzenleyicileri; oksinler, sitokininler, indoller ve hormonlardır. Deniz yosunlarındaki bu bitki gelişim düzenleyicileri genellikle çok küçük miktarlarda bulunup, milyonda kısım mertebesindedir. Deniz yosunları, bu miktarın çok küçük bir yüzdesi ile bitki gelişimini düzenler.
  • Deniz yosunları bitkilerin soğuğa karşı dayanımını arttırır. Bünyesindeki bitki gelişimini düzenleyici maddelerin etkisiyle dokulardan çok sayıda su molekülünün uzaklaştırır ve boşalan yerlere hormonlar ile minerallerin geçmesini sağlar. Bu yer değişimi mekanizması sayesinde bitki çok düşük sıcaklıklarda bile hayatının sürdürebilir.
  • Deniz yosunları, içerdikleri hormonların etkisiyle bazı zararlı böceklerin dişileri tarafından salgılanan ve dişinin üreme isteğini erkek böceğe bildiren feromon ismindeki maddelerin üretilmesini engeller. Böylece; böceklerin çiftleşmeleri ve dolayısıyla üremeleri engellenmiş olur. Bu da; bitkilerin bu böceklerin zararlarından korunmalarını sağlar.
    Su yosunları ot değil, deniz çiçekleridir !

Deniz yosunları üzerinde araştırmalar ve onların kullanılmaları üzerindeki çalışmalar çok uzun yıllardan beri yapılmaktadır. Deniz yosunları M.Ö. 2700 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. Milattan sonraları da tıbbi ve besin maddesi olarak Çin, Japonya ve Kore’de büyük öneme sahip olmuşlardır. Fakat bilimsel metodlarla değerlendirmeleri son yüzyıllarda olmuştur. Genellikle ada ülkelerinde besin olarak kullanılma olanakları nedeniyle dikkati çekerek zamanımıza kadar artan bir ilgiyle gözlenmiştir. Bu nedenle çok uzun bir tarihsel geçmişleri bulunmaktadır. Deniz yosunlarının bilinen en eski kullanım sahası gübre olup en çok uzak doğuda kullanılmıştır.

Avrupa’da 12. yüzyılda Fransa, İrlanda, İngiltere gibi kıyıları geniş ülkelerde bu tip değerlendirme çok olmuştur. Fransa , deniz yosunlarından yararlanmaya genel olarak 17. yy’da başlamıştır. İngiltere de 1720 yılından itibaren yosun toplanmaya başlanmış ve bu yüzyılın sonlarında İskoçya’da yıllık yosun üretiminin 20.000 ton kuru alg ağırlığına eriştiği söylenmektedir. Bu değer de yaklaşık olarak 400.000 ton yaş alg’e eşdeğer kabul edilmektedir (Abetz 1980).

Deniz yosunları; Japonya, Çin, Kore, Filipinler ve benzeri yerlerde yiyecek olarak, Avrupa ve Amerika’da endüstrinin bir çok alanında bazı ürünlerin ham maddesi olarak kullanılmıştır. Bu nedenle deniz yosunları her yönleriyle incelemeye ve üzerinde durulmaya değer organizmalar olarak karşımızda durmaktadırlar. İçinde bulunduğumuz yüzyılda deniz yosunlarından ham madde olarak yararlanma çalışmaları hızlanmış ve bu konuda çok sayıda yeni alg cinslerinden ve türlerinden ürün elde eden endüstriler geliştirilmeye başlanmıştır. Örneğin Danimarka’da agar elde etme denemeleri önem kazanmış ve 1940 yılında “Danimarka agarı” adı altında kırmızı alglerden olan Furcellaria cinsinden bol miktarda ürün elde edilmeye başlanmıştır (Blunden 1992).

Deniz kıyısı uzun ve deniz yosunu bol olan Norveç, İrlanda, Fransa ve Amerika gibi ülkelerde mevcut algleri değerlendirmek için yukarıdaki çalışmaların dışında diğer yararlanma yollarıda aranmış ve gübre olarak fakir toprakların değerlendirilmesinde kullanılmalarına yönelinmiştir. Dolayısı ile gübre sanayi gelişmeye başlamıştır. Deniz yosunlarının tek hücreli, hareket edenleri olduğu gibi, Antarktiklerde yaşayan metrelerce uzunluğunda ve ağırlıkları 100 kg’ı bulan türleri de vardır.

Dünyada ticari olarak büyük ölçüde kullanılan yosun kaynakları genellikle 4 ayrı yosun türünü veya bu türlerden bazılarının karışımını ya da isimleri tam olarak belirlenmemiş türleri kapsamaktadır (Güner ve Aysel 1996);

  • Rhodophyta (Kırmızı Algler)
  • Phaeophyta (Kahverengi Algler)
  • Chlorophyta (Yeşil Agler)
  • Cyanophyta (mavi-yeşil algler)

Besin ve diğer ekonomik değerleri tam olarak saptanmış olan deniz yosunları, yeryüzünün 2/3’ünü kaplayan denizlerdeki dağılımı, suların yapısına ve iklimlere göre büyük değişiklikler göstermektedir. Denizler, genellikle suyun üst sınırından, 1000m derinliğe kadar değişik nitelik ve sayıda deniz yosunu ile örtülüdür (Güner ve Aysel 1996). Yosun özleri; meyve depo kayıplarının azaltılması, ürün miktarının, topraktan inorganik besin maddelerinin alınımının, tohum çimlenmesinin ve stres koşullarına direncin arttırılması gibi alanlarda özellikle gelişmiş ülkelerde organik tarımda daha fazla değerlendirilmektedir (Blunden 1991).

DÜNYA TARIMINDA DENİZ YOSUNLARININ KULLANIM OLANAKLARI

Deniz Yosunlarının Kullanım Şekli ve Tarımdaki Etkileri

Günümüzde deniz yosunları birçok ülkede; gerek sıvı ekstrakt gerekse direk olarak toprağa karıştırılmak suretiyle kullanılmaktadırlar. Toprağa direk olarak karıştırıldıklarında; toprak yapısının düzeltilerek, toprak verimliliğinin uzun süre korunması amaçlanmaktadır. Deniz yosunlarının çok eski zamanlardan beri topraktan, gübre olarak kullanıldığı biliniyorsa da sadece 40-50 yıldan beri deniz yosun ekstraktlarının (yosun özü) yapraklardan püskürtme yolu ile uygulanmasının da verim ve ürün kalitesini arttırdığı anlaşılmıştır.

Fransa sahillerinde "maerly" olarak bilinen bazı kırmızı yosunlar, %80 kalsiyum karbonat içerdiği için asitli topraklarda ve turbalarda toprak pH'sını düzenlemek için kireç yerine kullanılmaktadır (Şimşek 1995). Abetz ( 1980), Deniz yosunu ekstraktının yaprak ve toprağa uygulanabileceğini, ancak topraktan yapılan uygulamalarda daha fazla deniz yosun ekstraktı kullanılması gerektiğini bildirmiştir. Fransa, İngiltere, İrlanda ve İzlanda'nın kıyı bölgelerinde deniz yosunları taze veya işlenmiş besin olarak hayvan besiciliğinde kullanılmaktadır (Verkleij 1992).

Genellikle kahverengi alglerin sıvı extraktları tarımda ve bahçe bitkilerinde kullanılmak için pazarlanmaktadır. Bu extraktların çoğu Ascophyllum nodosum adlı yosundan (örneğin “Maxicrop” İngiltere’de imal edilmektedir) hazırlanmaktadır.

Yine Fransa'da “SM3” olarak adlandırılan extraktın yapımında, Fucus serratus ve Laminaria türlerinden yararlanılmaktadır. Bugün pazarlanmakta olan “Kelpak 66” Güney Afrikada, Ecklonia maxima türünden hazırlanmaktadır. Yine “Algifert” Norveç'li bir şirket tarafından; “Seagro” adıyla yeni Zellanda’da; “Seasol” adıyla Avustralya’da imal edilmektedirler.

Bu ürünler, hem kuru hem de ıslak deniz yosununun sıcak su extraktlarından hazırlanmaktadırlar. Bazen de ekstraksiyona hidrolizi kolaylaştırmak için sodyum karbonat eklenmektedir (Blunden ve ark. 1992). Okyanuslar ve denizler; vitamin, mineral ve iz elementlerin zengin kaynağıdırlar, deniz yosunları da tıpki bir sünger gibi bu elementleri yüksek konsantrasyonlarda absorbe etme yeteneğindedirler. Bu nedenle deniz yosunları eskiden beri diğer alanlarda olduğu gibi tarımda da çok geniş bir kullanım alanı bulmuştur (Dring 1986).

Deniz yosunları:

  • Kuvvetli kök gelişmesini sağlayarak, bitkilerin topraktan daha fazla besin maddesi ve su almalarını
  • Bitkilerde klorofil oluşumunu hızlandırarak yeşil aksamın artmasını, dolayısıyla daha fazla karbonhidrat, protein vb. maddelerin sentezlenmesini
  • Bitkilerin hastalık ve zararlılara karşı daha dirençli olmalarını
  • Bitkilerin don, kuraklık, yetersiz güneş, aşırı su, aşırı sıcak ve aşırı soğuk gibi çevresel streslere dayanımını sağlarlar.
  • Bitkilerin makro ve mikro besin kaynağıdırlar.
    Toprakta bitki tarafından alınamayan özellikle mikro elementleri şelat formuna sokarak bitkinin en yüksek oranda almasını sağlar ve bunları bitkide dengeli hale getirirler.
  • Meyve ağaçlarında yan dallanmayı ve meyve tutumunu arttırırlar. Ayrıca çiçek ve meyve dökümünü azaltırlar. Bitkilerde %30’a kadar verim artışı sağlarlar 
  • Ürünlerin depolamaya dayanıklılığını arttırırlar.
  • Virüslerin çoğalmasını frenler, nematodların zararını azaltırlar.
  • Tarım ilaçlarının etkilerini %25 arttırırlar.
  • Makro ve mikro besin elementlerinin topraktan dengeli olarak ve uzun süreli alınmasını sağlayarak verimi yükseltirler, kaliteyi düzeltirler,
  • Pazar ve ihracat değerini arttırırlar (Blunden ve ark 1992).

Deniz yosun ürünleri toprakta uzun müddet kaldıkları zaman doğal şartlarda kolayca parçalanarak bol miktarda azot (N) ve kalsiyum (Ca) ortaya çıkarmaktadırlar.

Ayrıca iz element olan magnezyum (Mg), mangan (Mn), bor (B), demir (Fe), çinko (Zn), bakır (Cu) ve kobalt (Co) da ihtiva etmektedirler.

Deniz yosunlarının bütün bu etkileri içerisinde bulunan; makro ve mikro elementler (N, Ca, Mg, Mn, B, B, Fe, Zn, Cu, Co), bitki büyüme düzenleyicileri (Oksinler, Sitokininler, Gibberellinler, Absisik Asit) ve betainler gibi bileşiklerden kaynaklanmaktadır (Hong ve ark. 1995).

Dünya Tarımında Deniz Yosunlarının Kullanım Olanakları

Günümüzde, deniz yosunlarının tarımda ve özellikle biyolojik tarımda verim ve kaliteyi arttırmak, bitki büyümesini düzenlemek, hastalık ve zaralılara karşı dayanıklılığı arttırmak, toprak yapısını iyileştirmek ve hayvan besiciliği amaçlarıyla dünyanın birçok bölgesinde kullanıldıkları bilinmektedir.

Deniz yosun ekstraktları birçok ülkede; örtü altı sebzeciliği, meyve (turunçgil, asma, elma, armut vb.) ve süs bitkileri (orkideler vb.) yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır (Güner ve Aysel 1996).

Uzun yıllardan beri denizler tarafından doğal olarak kıyıya atılan bazı deniz algleri tarlalarda gübre olarak kullanılagelmiştir. Bu konuda Avrupa ülkeleri genellikle Kahverengi Alg’lerden Fucus, Ascophyllum ve Laminaria cinslerini kullanmışlardır. Amerika’da ise Macrocystis, Nereocystis gibi büyük talluslu Kahverengi algler değerlendirilmiştir (Güner ve Aysel 1996).

Eski yıllarda deniz yosunu gübreleri çok özen isteyen özel kültürler için kullanılmıştır. Örneğin, Fransa’nın Atlantik kıyılarındaki seralarda sebze yetiştiricileri tarafından çileklerin gübrelenmesinde yararlanılmıştır (Whapham ve ark. 1994). Gübre materyali olarak yalnız kahverengi deniz yosunları değil yeşil ve kırmızı algler de kullanılmaktadır. Brezilya’lı Balıkçılar sahillerde bol olan deniz yosunlarından Hypnea türlerini toplayıp hindistan cevizi ve palmiyelerin kuvvetli kök yapmaları için gübre olarak değerlendirmişlerdir. Yine Brezilya’da Yeşil alglerden Ulva , Enteromorpha da aynı amaçlar için toplanıp değerlendirilmiştir (Güner ve Aysel 1996).

Düzenli bir şekilde deniz yosun ekstraktlarını kullanan çiftçiler; yonca, soya, karnabahar, hıyar, domates, patates ve çilekte yüksek verim ve kalite elde etmişlerdir. Yine turunçgil, elma, şeftali, kiraz, üzüm ve domatesde deniz yosun ekstraktlarının meyve tutumunu arttırdığı bildirilmiştir(Kumbul 2000).

Ascophyllum nodosum extraktının çim alanlarına uygulanması sonucu çimlerde yeşil rengi arttırdığı kaydedilmiştir. Son zamanlardaki birçok çalışma bu etkilerin sayısını arttırmıştır.

Domates bitkilerine Ascophyllum nodosum extraktının kökten ve yapraktan uygulanması sonucu yapraklardaki yeşil rengi farkedilir bir biçimde arttırdığı saptanmıştır.

Yine hıyarlarda deniz yosunu extraktlarının klorofil miktarını arttırdığı bildirilmiştir (Whapham ve ark.1993). Serada yetiştirilen hıyarlara haftada bir defa deniz yosunu özü verilmesi sonucu kök büyümesinin uyarıldığı, bitkinin toplam kuru ağırlığının %50 oranında arttığı ayrıca, kökler vasıtasıyla daha çok bitki besin elementi alındığı belirlenmiştir.

Benzer şekilde, lahanalarda topraktan veya yapraktan deniz yosunu özü uygulandığında kök ve sürgün büyümesinin arttığı saptanmıştır (Verkleij 1992).

Yine, Ecklonia maxima'dan elde edilen ekstraktın laboratuvar kosullarında yetiştirilen domates bitkilerinde köklenmeyi arttırdığı kaydedilmiştir (Finnie ve Staden 1985). Şimşek (1995).

Klemantin mandarininde deniz yosunu özü uygulamasının vegetatif gelişmeyi teşvik ettiğini saptamıştır.

Deniz yosunlarının yaprak spreyi şeklindeki uygulamaları portakal, laym, elma, hıyar ve domateste hasat süresince oluşacak bozulmaları önlediği belirtilmiştir (Blunden 1991).

Yine Verkleij (1992), şeftalilerde hasad öncesinde 100-1000 kez seyreltilmiş deniz yosunu özü uygulamasının depo ömrünü uzattığını, muz ve mango meyvelerinin sulandırılmış ticari deniz yosunu solusyonuna batırılmasının da olgunlaşma oranını arttırdığını bildirmiştir.

Ascophyllum nodosum ekstraktı olan Goemar GA 14'ün ıspanak bitkisine sprey şeklinde uygulanması sonucunda; ıspanakta taze ağırlık miktarının arttığı saptanmıştır (Gassan ve ark. 1992).

Buğdayda deniz yosunu extraktlarının gerek yaprak gerekse topraktan uygulanması sonucunda, bitkilerin boyunu ve kuru ağırlığını arttırdığı bulunmuştur.

Normal koşullarda deniz yosunu extraktlarının topraktaki mikroorganizma sayısını da değiştirdiği kaydedilmiştir (Allwright 1992).

Bazı deniz yosun ekstraktları kıraç alanları iyileştirmek amacıyla kısmen Aran Adaları, İrlanda ve İskoçya'da kullanılmaktadır. Yine besin maddelerince fakir alanlar ile kurak alanlarda suyu tutması nedeniyle deniz yosunları oldukça kullanışlı olabilirler. İngiltere’de deniz yosunları gübre ve toprak yapısını iyileştirmek amacıyla oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır (Güner ve Aysel 1996).

Bir kahverengi alg olan Himanthalia Elongata, Breton çiftçileri tarafından enginar yetiştiriciliğinde kullanılmaktadır. Yine kahverengi alg ekstraktları tohumu uzun süre toprağa bağlamak ve topraktaki suyu tutması nedeni ile tohum çimlenmesinde işlenmiş toprağa sprey şeklinde uygulanmaktadır (Alwright 1992).

Marullarda büyüme ve besin maddesi içeriği üzerine sıvı yosun ekstraktı (Kelpak)'nın etkisi incelenmiş ve Kelpak'ın ürün miktarını ve yapraklardaki Ca, K, Mg miktarını arttırdığı kaydedilmiştir (Grouch ve ark. 1990).

Deniz yosunu ekstraktları bitkilerin hastalık ve zararlılara dayanıklılığını da etkilemektedir. Fakat bu konuda yapılmış çok az çalışma vardır. Deniz yosunu extraktlarının bitki nematodları üzerine olan etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada, deniz yosunu extraktının Belonolaimus longicaudatus nematodunun zararını azalttığı kaydedilmiştir (Grouch ve Staden 1993; Whapham ve ark. 1994). Morgan ve Tarjan (1980), bu exrtaktın domates bitkilerine uygulanması sonucunda kök büyümesinin arttığı ve kök ur nematodu (meloidigyne spp.)'nun zararının azalttığını belirtmişlerdir.

Verkleij (1992), şalgamlara her hafta 120 kez sulandırılmış deniz yosunu ekstraktının püskürtülmesi sonucunda uygulama yapılan bitkilerin toplam yaprak yüzeylerinin %15'inin kontrol bitkilerinin ise %85'inin mildiyöden etkilendiğini bildirmiştir.

Aynı araştırıcı çileklerde yaptığı bir çalışmada Botrytis Cinerea enfeksiyonunun oluşumunu araştırmıştır. Deniz yosunu ekstraktı püskürtülen bitkilerde enfeksiyon oluşum oranının %4.6, kontrol bitkilerinde ise %22.5 olduğunu belirlemiştir.

Ayrıca, elmalarda kırmızı örümceğin ilk generasyonunun deniz yosunu ekstraktı uygulanması ile baskı altına alındığını saptamıştır.

Deniz yosun extraktlarının dünya tarımında kullanımı sonucunda; daha iyi kök gelişmesi sağlamak, çimlenme ile meyve ve sebzelerin depo ömrünü arttırmak, daha koyu renkli, büyük çiçek ve yaprak oluşumunu sağlamak, hastalık ve zararlılar ile don, kuraklık gibi stres koşulları ve olumsuz toprak koşullarına dayanımın arttırılması, topraktaki besin elementlerinin alımının arttırılması, bitkilerin daha uzun süre genç kalmalarını sağlamak gibi bir çok farklı etkileri kaydedilmiştir (Hong ve ark. 1995).

Dünyada tarım yapılabilecek arazinin sınırına gelinmektedir. Artan nüfusun beslenmesi için daha fazla gıda üretimine ihtiyaç duyulunca, birim alandan daha fazla ürün elde etmek zorunda kalınmış ve bunun sonucu olarak; kimyasal girdi kullanımı oldukça artmıştır. Tarım alanlarındaki bu yoğun girdi kullanımı sonucu verim ve üretim artmış, fakat sürdürülebilir toprak verimliliğini ve doğal dengeleri tehlikeye sokmuştur (Tortopoğlu, 2000).

Sentetik kimyasal girdilerin kullanımındaki artış ve çevre kirliliği; doğal dengenin bozulması ve besin zincirleriyle tüm canlılara ulaşan hayati tehlike yaratmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak: Başta gelir düzeyi yüksek ülkelerde olmak üzere birçok ülkede üretici ve tüketiciler örgütlenerek insanlarda toksik etki yapmayan, doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle üretilen tarımsal ürünleri tercih etmeye başlamışlardır.

Bu amaçla, insan ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren; kimyasal gübre ve ilaçların kullanımını yasaklayan; organik ve yeşil gübreleme ile ekim nöbeti uygulamayı, parazit ve predatörler gibi doğal kaynaklardan yararlanmayı tavsiye eden ve üretimde ürünün kalitesinin yükselmesini amaçlayan bir üretim şekli olan organik tarım ortaya konmuştur (Akkaya 1999). Yukarıda saydığımız yararlı etkilerinden dolayı, dogal bir kaynak olarak deniz yosunlarının da organik tarımda geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır.

Günümüzde, deniz yosunlarının tarımda ve özellikle biyolojik tarımda verim ve kaliteyi arttırmak, bitki büyümesini düzenlemek, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığı arttırmak, toprak yapısını iyileştirmek amacıyla ve hayvan besiciliği için dünyanın birçok bölgesinde kullanıldığı bilinmektedir.

Son yıllarda deniz yosun extraktlarının bu büyük avantajları anlasıldığı halde; Çok sayıdaki deniz yosunlarından hangisinin deniz yosunu ekstraktı yapımı için uygun olduğu, extraktların nasıl kullanılacağı, aktif bileşenlerinin ne olduğu ve standardizasyon konularında birçok bilgiye ihtiyaç vardır. Bu nedenle bu konudaki yeni çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Kaynak: TÜRKİYE 2. EKOLOJİK TARIM SEMPOZYUMU Bildirileri 14-16 KASIM 2001

Kaynak:

http://www.humikasit.info/deniz%20yosun.htm

http://www.agaclar.net/forum/archive/index.php/t-1462.html

Türkiye'ye Ait Tavuk Irkı Atabey,Atak,Atak S-Geliştirildi

türk tavuğu (8) türk tavuğu (7) türk tavuğu (6) türk tavuğu (4) türk tavuğu (5)      

Yumurta tavuğu damızlığında Türkiye tüm ihtiyacını karşılayacak duruma geldi.

Türkiye'yi yumurta damızlığı ithal etmekten kurtaran ATAE'nin geliştirdiği üç tavuk ırkı için değer biçilemiyor. Tavuklar 'Kaşıkçı elması' gibi korunuyor.

Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü (ATAE), dünyada biri Türkiye'de olmak üzere sadece altı ülkenin sahip olduğu 'safhat' tavuklar sayesinde ticari değeri çok yüksek üç tavuk ırkı geliştirdi.

Atabey, Atak ve Atak-S adlarıyla Türk Patent Enstitüsü'ne (TPE) tescil ettirilen tavuklar, Türkiye'de ticari önemi olan ilk hayvan ırkları özelliği taşıyor. Etçi ve yumurta tavuğu damızlığında yüzde 100 dışa bağımlı olan Türkiye, 1930'da kurulan ATAE sayesinde, yumurta tavuğunda bağımlılık zincirini kırdı. 11 yıllık ıslah çalışması sonucu geliştirilen tavuk ırkları, halen Türkiye'de tescil edilen ve ticari önemi olan ilk hayvan ırkları niteliğinde. ATAE, üç yılda gerçekleştirdiği 2.5 milyon YTL'lik yatırım ile yumurta tavuğu damızlığında Türkiye'nin tüm ihtiyacını karşılayacak hale geldi.

Sadece altı ülkede var

ATAE Müdürü Cengizhan Mızrak'ın verdiği bilgiye göre, Türkiye, etçi ve yumurta tavuğu damızlığında yüzde 100 dışa bağımlı. Etçi tavuk için yıllık 5 milyon adet, yumurta tavuğu için 400-500 bin damızlık yumurta-civciv ithal ediliyor. Damızlıklar, 'pureline' denilen 'safhat' ırklar üzerinde yapılan ıslah çalışmaları sonucunda elde ediliyor. Dünyada sadece altı ülkede 'safhat' ırk tavuk bulunuyor. Çok önemli ticari gen kaynağı olan 'safhat' tavuklar, alınıp satılmıyor ve ticari değerleri ölçülemiyor. ABD, İngiltere, Çek Cumhuriyeti gibi rekabet gücünü elinde tutmak isteyen ülkeler, 40-50 yıla varan ıslah çalışmaları ile safhatlardan damızlıklar elde ettiği için, bu ırkları hiç bir şekilde satmıyor. Safhat tavuklar, halen Topkapı Müzesi'nde sergilenen 'Kaşıkçı Elması' kadar iyi korunuyor, saklanıyor ve ticarete konu edilmiyor.

Cengizhan Mızrak'ın verdiği bilgiye göre, Türkiye, halen Bilimsel Tavukçuluk Derneği Başkanı ve Türkiye'de tavukçuluk konusunda en önemli otorite olan Prof. Rüveyda Akbay sayesinde safhat sahibi oldu. Prof. Dr. Rüveyda Akbay'ın kişisel ilişkileri sayesinde, 1995 yılında, Kanada'dan düşük bir ücret karşılığında, altısı kahverengi, dört tanesi beyaz 10 değişik safhata ait damızlık yumurtalar alınarak, araştırma enstitüsünün Haymana'daki çiftliğinde ıslah çalışmaları başlatıldı.

Safhat yumurtadan 'grand grandparent'lar, bunlardan da 'grandparent'lar, bunlardan da damızlık olarak kullanılan 'parent'lar elde ediliyor. Yani etçi ve yumurtacı tavukta damızlık konusunda yüzde 100 dışa bağımlı olan Türkiye, ancak 3. nesil damızlıkları ithal edebiliyor.

'Hepsini alırız' teklifi

Araştırma enstitüsünün 11 yıl süren çalışmaları sonucunda, 'Türk Tavuğu' olarak nitelendirilebilecek üç damızlık ırkı geliştirildi. ATABEY, ATAK ve ATAK-S adları ile TPE'ye tescil ettirilen damızlıklara ait hibritler, geçen yıl deneme amacıyla ticari firmalara verildi. Piyasa testi sonuçlarından başarıyla geçen damızlıklar, 2006 Şubat ayından itibaren de genel satışa sunulacak. Geçen yıl 1 milyon hibrit civcivin satıldığı, piyasanın tepkisinin çok iyi olduğu, Türkiye yanında yurtdışından da talep geldiği, Azerbaycan'dan bir firmanın enstitünün üretiminin tamamını istediği dile getirildi.

Öte yandan Mızrak, Türkiye'nin etçi tavuk damızlığında yüzde 100 dışa bağımlılığının hâlâ devam ettiğini kaydetti. Türkiye'de etçi tavuk konusunda safhata sahip olmadığı, bu nedenle bu alanda hiçbir araştırma ve çalışmanın bulunmadığını belirten Mızrak, "Safhata sahip olan firmalar ve ülkelerin bunu satmaya yanaşmaması nedeniyle bundan sonra da çalışma başlatmak, bağımlılığı kırmak çok zor. Safhat bulunup çalışma başlatılsa bile, sonuç almak en az 10 yıl sürer" dedi.

türk tavuğu (3)türk tavuğu (2)türk tavuğu (1)türk tavuğucivcivcivciv (1)

Topraksız Tarım Temel Bilgiler

Tomato-Hydroponics Semi-hydro11 hydroponics_nft_w_gravel Hydroponic-supplies-and-equipment hydroponics-grow-room hydro1 hydroponics EDENVALE-italian-parsley2 7hydroponics

Topraksız Tarımla İlgili Temel Sorular ve Cevaplar

Topraksız Tarım mı? Hidroponik mi?

İngilizce hidroponik (hydroponics) de denilen bu tarım şekli, adı üzerinde bitkisel üretim sırasında toprağın kullanılmadığı ve bitkiye toprağın durak görevini yapmadığı bir bitkisel üretim tekniğidir.

Ben genelde Türkçe’ de de hidroponik kavramının kullanılmaya başlandığına şahit oluyorum. Buna iki yönden karşıyım:

Birincisi, hidroponik kelimesi tam olarak “topraksız tarım” tekniklerini açıklayan bir kavram değil.

“Neden ?” diyeceksiniz.

Hidroponic Yunanca hidro (su) ve ponos (iş, çalışma) kelimelerinin birleşimi ile oluşmuş bir sözcük. Yanı "su işi, suda çalışan" demek.

Oysa topraksız tarım tekniklerinden bir tek “su kültürü” dediğimiz teknikte, sadece su ile çalışma söz konusu.

Oysa topraksız tarım teknikleri, katı ortam kültürü, yarı topraklı sistem, su püskürtmeli sistem gibi sadece "su işi" olmayan yöntemleri de kapsamaktadır.

Yani hidroponik terimi tüm topraksız tarım tekniklerini kapsamadığı için yanlış ya da eksik bir terimdir.

İkinci karşı çıkma sebebim ise bunun yabancı bir kelime olması. Yani hem yapılan işi tam açıklamıyor; hem de yabancı, dilimize hiç uymayan bir kelime.

O zaman sadece hava atmak, "ben bu işi biliyorum" demek için bu garip kelimeyi neden kullanalım ki?

Açıkçası ben sürekli konu ile ilgili görüşüp tartışarak hidroponik yerine "topraksız tarım" teriminin kullanılması gerekliliğini anlatıyorum.

Sanırım zaten artık (umarım) “topraksız tarım” terimi yerleşti; hidroponik unutuldu. Öyle de kalsın.

Topraksız Tarım nedir?

Tam olarak ne olduğunu açıklamak gerekirse, çok kısaca:

Topraksız tarım, toprak yerine sıvı mineral besin karışımları ile bitki yetiştirme tekniğidir. (http://en.wikipedia.org/wiki/Hydroponics)

Yani bitkilerin kökleri toprak yerine içerisine bolca bitki besini bulunan çeşitli ortamlara girer ve besinlerini buradan alır. Bu ortamlar; perlit, cam yünü, ponza taşı gibi katı ortamlar olabileceği gibi sadece su veya püskürtülen su gibi ortamlar da olabilir.

Sonuçta temelde toprak:

1- Suyu köke iletir.

2- Havayı köke iletir.

3- Besini köke iletir.

4- Durak vazifesi görür.

5- Kökü güneş ışığından korur.

İşte bu beş maddedeki imkanı toprak olmadan bitkiye sağlayabilirsek, topraksız tarım yapmış oluruz.

Peki Neden Tüm Bu İşlemleri Yapan Ucuz Bir Kaynak Olan Toprak Varken Topraksız Tarım Yapıyoruz?

Açıkçası tarımsal üretim, büyük belirsizlikler ve dolayısı ile büyük riskler taşıyan bir üretim biçimidir.

Tarımsal üretim yaparken belirsizlikleri, bilinmezlikleri ne kadar azaltırsak riskler de o oranda azalır.

İşte topraksız tarımda bitkiye verilen su, hava, besin gibi çok önemli temel öğeler kontrol edilebilir ve böylece hem riskler azaltılır; hem de bu girdilere daha hâkim olunabildiği için verim arttırılabilir.

Ayrıca toprakta çok fazla sayı ve çeşitte mikrop ve çeşitli canlılar bulunur. Bu mikroplar ve canlılar genellikle bitkiye zarar vermezler. Ancak kimi zaman bazıları bitkiye zarar vererek üretimdeki riskleri arttırır, verimi düşürebilir.

Toprakta bu tip zararlılar varsa bu canlılarla savaşmak oldukça zorlu hatta bazen imkânsızdır.

Ayrıca toprak, sürekli aynı bitkinin yetiştirilmesi; yanlış sulama-hatalı gübreleme yapılması gibi sebeplerden dolayı bozulabilir ve bitkisel üretime elverişsiz hale gelebilir.

Bu duruma gelen toprağı ıslah etmek çok zor ve masraflı olabilir.

İşte tüm bu sebeplerden daha pahalı da olsa topraksız tarım, topraklı tarıma tercih edilebilir.

Topraksız Tarım Teknikleri Nelerdir?

Yukarıda saydığımız, toprağın görevi olan beş maddeyi çeşitli şekillerde karşılayan topraksız tarım teknikleri mevcuttur.

Örneğin (1) katı ortam kültürü: Bu teknikte bitkiler perlit, kaya yünü, kum gibi içinden su geçebilen katı bir ortama dikilir. Daha sonra bu ortama eritilmiş bitki besinlerinin (gübrelerin) olduğu su verilir.

Başka bir teknik (2) su kültürüdür. Bu teknikte bitkiler tamamen içi besinle karışık, havalandırılan su dolu bir havuzda, genelde delinmiş strofor malzemenin içerisindedir. Bu teknik, özellikle boyu yüksek olmayan marul gibi bitkiler için uygundur.

(3) Hava kültürü (ya da püskürtmeli su kültürü): Bu teknikte bitki köklerine sürekli olarak içinde besinlerin eritilmiş olduğu su püskürtülür.

Bu isimler aslında benim, işleyişe göre kolay anlaşılsın diye verdiğim isimler. Tekniklerin isimleri aslında hidroponik, aeroponik, NFT gibi değişik yabancı dilde terimlerle tanımlanıyor.

Topraksız Tarım Neden Sadece Seralarda Yapılıyor?

Topraksız tarım genel olarak ilk yatırım masrafları yüksek bir tarımsal üretim şeklidir. Bu sebeple bu yatırımın, kontrolsüz çevre şartlarının olumsuz etkilerinin azaltıldığı ve birim alandan yüksek verimlerin alındığı; gerekirse ısıtma ile üretimin yıl boyu sürdürülebildiği seralarda yapılması tercih edilir.

Ancak topraksız tarımın serada yapılması kesin bir kural değildir. (Örneğin ben, saksı kültürü ile topraksız tarımda fide yetiştiren başarılı fidanlıklar gördüm.)

Topraksız Tarımda, Üretim Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

Topraksız tarım, az önce anlattığım sebeplerden dolayı tarımın (bitkisel üretimin) en kontrollü şekillerinden biridir.

Bu sebeple bir nevi hassas tarımdır.

Yine bu sebeple topraksız tarımla üretim yapılan seralar, bitkiye gerekli tüm girdilerin ve olası birçok riskin kontrol edilebildiği seralardır.

Ancak gelin görün ki topraksız tarımda kontrol edilebilecek parametrelerin aslında birçoğu kontrol edilmez.

Benim topraksız tarım seralarında çok sıklıkla şahit olduğum, kontrol edilebileceği halde kontrol edilmeyen unsurlar şunlardır:

1- Bitki Bazında Besin Kontrolü: Her bitkiye ne zaman ne kadar besin gittiği (azot, fosfor, potasyum ve iz elementler tek tek) takip edilebilir. Bu takip ve izlenebilirlik ile bitkiler, en azından sıra bazında hasat edilen ürün ile karşılaştırıldığında bitki beslenme verimliliğine dair çok önemli bulgular edinilebilir ve verim/kalite sürekli arttırılabilir.

2- Drenaj Suyu Ölçümü ve Yeniden Kullanımı: Topraksız tarımda drenaj suyu, besinli suyun köklerin arasından geçip gitmesi sonucu genelde verilen tüm suyun % 20 ila % 30’ u gibi olan ve ne kadar azaltılırsa o kadar karlı olunabilen atık sudur. Bazı seralarda bu su tekrar kullanılmakla birlikte birçok serada bu su tekrar kullanılamadan atılmaktadır. Bu suyu atmak hem çevre kirliliğine sebep olmakta, hem de içerisinde bulunan çeşitli miktar gübrenin israf olması ile sonuçlanmaktadır.

Burada yapılması gereken, drenaj suyunun bir yerde toplanarak içerisindeki besin maddelerinin ölçülmesi, eksilenlerin yerine konması ve EC, pH gibi değerlerinin düzenlenerek bitkilere yeniden verilmesidir.

Önemli not: Eğer topraksız tarım ile üretim yapılan bir yere giderseniz “drenaj suyunu tekrar kullanıyor musunuz?” diye sorunuz. Eğer tekrar kullanabiliyorlarsa biliniz ki orası yetkin ve iyi bir işletmedir.

3- Bitki Bazında Verim Kontrolü: Aslında bu konu topraksız tarımla birebir bağlantılı olmasa da, bu kadar yoğun girdili bir tarımsal üretimde yapılması beklenebilecek bir çalışmadır. Eğer bitki bazında verilen besin ve alınan verim hesaplanabilirse, hatta serada birkaç çeşit tohum böylelikle karşılaştırılabilirse, verimde sürekli iyileşme kolayca gerçekleşebilecektir.

Sonsöz

Ben yazılarımı genel olarak ustalarımdan öğrendiğim gibi, bir yere çok bakmadan, yoğunlukla kendi bilgi ve yorumlarımla yazıyorum.

Bu sebeple hata değil ama (çünkü bildiğim yerlerden yazmaya çalışıyorum) unuttuğum kısımlar olabiliyor.

Kısacası eğer unuttuklarım varsa lütfen kusura bakmayın hatta mümkünse beni uyarın ki başka bir yazımda telafi edebileyim.

Bunun yanı sıra sonsöz olarak önemli bir diyeceğim var:

Ben topraksız tarımda en büyük eksikliğin bilgisizlik ve araştırmaya önem vermemek olduğunu düşünüyorum.

Bir kişi veya kurum, topraksız tarımla üretim yapmak amaçlı yatırım yapacağı zaman, pek araştırma yapmadan hemen bir anahtar teslimi sera kuran firmaya gidiyor ve serasını kurup üretime başlamayı amaçlıyor.

Bu durumda da tüm anahtar teslim sera kuran firmalar “katı ortam kültürü”ne dayalı topraksız tarım seraları kuruyor.

Bunun bir sebebi katı ortam kültürünün en kolay ve güvenli topraksız tarım tekniği olması olduğu gibi; bir sebebi de sera kuran firmaların, bir-iki yılda bir değişmesi gereken katı ortamların yenilerini bu müşterilerine tekrar satarak para kazanmak istemeleri diye düşünüyorum.

Oysa bence yatırımcılar topraksız tarım yatırımı yaparken çeşitli topraksız tarım tekniklerini mutlaka derinlemesine incelemeli. Sorup, okuyup, araştırmalı ve firmalara bilgiler ile donanmış olarak gitmeli.

Böylece belki de su kültürü, hava püskürtmeli kültür gibi teknikler ile katı ortam kültüründen çok daha başarılı sonuçlar almak mümkün olabilir.

Şahsen ben, bilgili ve ne istediğini bilen bir yatırımcı ile çalışmayı; bilmeden, araştırmadan parasını saçarak verimsiz çalışan ve sonucunda başarısız olup yatırımın tümünden vazgeçebilecek bir yatırımcı ile çalışmaya tercih ederim.

Bence herkes böyle düşünmeli.

Bu konuda Goethe’ nin deyişi oldukça anlamlı sanıyorum: “Akıllı adam, akılsız adamın son yaptığını ilk önce yapar.

Hakan Ozan Erzincanlı/Ziraat Yüksek Mühendisi

Arı Hastalıkları ve Hastalıklarla Mücadele

kovan Arı Hastalıkları

Arı hastalıkları ve arı zararlıları, bütün canlılarda olduğu gibi, arıların sağlığını ve yaşamını tehdit eder.

Arı hastalıklarında koruyucu önlemleri en baştan alarak koloniyi hastalıktan korumak çok önemlidir. Çünkü sonuçta hastalık tedavi edilse bile o sene hastalığa yakalanan koloniden istenen verimlilikte ürün alınamaz. Bu da ekonomik kayıp anlamına gelir.

Bazı hastalıklar koloniyi zayıflatırken, bazıları da tamamiyle yok olmasına neden olur. Çok bulaşıcı ve tehlikeli olan Amerikan Yavru Çürüklüğü ile Varroa hastalıkları, ihbarı zorunlu hastalıklardır. Arılığında bu hastalıkların varlığını farkeden arıcı kanunen yetkililere haber vermek zorundadır.

Yavru Hastalıkları