Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Tarımsal Bilgi

Yazılar

Tarım kredi Kooperatifi Mülakata Çağrılanların Listesi

 

M Ü L A K A T A  Ç A Ğ R I

Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde istihdam edilecek Memur ve Ziraat Mühendislerine ilişkin olarak 02-16.06.2008 tarihleri arasında müracaatlar alınmış olup bu kapsamda 10.053 kişi müracaatta bulunmuştur.

Yapılan değerlendirme sonucunda mülakata çağrılmaya hak kazananların ayrıntılı listesi, mülakat yeri ve tarihi aşağıda verilen linkte yer almaktadır.

(KPSS Puanı ilan edilen barajın altında olanlar,  KPSS Puan türü ve yılı uygun olmayanlar, Mezuniyeti ile KPSS Puan Türü uyumlu olmayanlar, KPSS puanını yanlış bildirenler, Mezuniyeti İlanda belirtilen Bölümlerden olmayanlar, Tercih yeri belirtmeyenler, Belirtilen yaş sınırına uygun olmayanlar, Postayla müracaatlarda Genel Müdürlüğümüze geç intikal eden müracaatlar değerlendirme dışı tutulmuştur.)

Değerlendirmelerde İş Talep Formunda belirtilen bilgiler esas alındığından, bu beyanları yanlış olanlar mülakatta başarısız sayılacaklar, işe başlamış olsalar dahi iş sözleşmeleri feshedilecektir.

MÜLAKAT SIRASINDA ADAYLARIN İBRAZ ETMESİ GEREKEN BELGELER:

  1. Nüfus Cüzdanı Sureti.
  2. Mezuniyet Belgesi.
  3. KPSS Belgesi.
  4. Sınav Ücreti olan 30,00 YTL nin yatırıldığına dair belge.

(Sınav ücreti, T.C. Ziraat Bankası Ankara Bahçelievler Şubesi nezdindeki Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğüne ait 626-3861297-5001 nolu hesaba masraf ödenmeksizin havalesi ya da mülakata katılacağı Bölge Birliğinin veznesine mülakattan önce yatırılması gerekmektedir.)

          MÜLAKATA ÇAĞRILACAK ADAYLAR LİSTESİ İÇİN TIKLAYINIZ.

Türk Gıda Kodeksi- Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliğinde Yapılan Değişiklikle 300 gr oldu

Tarım ve Köyişleri Bakanlığından:

TÜRK GIDA KODEKSİ EKMEK VE EKMEK ÇEŞİTLERİ TEBLİĞİNDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA TEBLİĞ

(TEBLİĞ NO: 2008/38)

             MADDE 1 – 15/2/2002 tarihli ve 24672 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi- Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliğinin 5 inci maddesinin 3 üncü bendinin (b) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

             "b) Ekmek, en az 300 gram ağırlıktan başlayarak 50'şer gram arttırılmak suretiyle piyasaya sunulur. Toplu tüketim yerleri için çeşitli sözleşme ve taahhütler çerçevesinde üretilen, doğrudan tüketiciye sunulmayan ekmekler muhtelif ağırlıklarda üretilebilir.

             Ekmek çeşitleri muhtelif ağırlıklarda üretilebilir."

             MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Köyişleri Bakanı yürütür.

Arıcılığın Tarihçesi ve Gelişmesi

kovanArıcılığın Tarihçesi

Arıcılığın tarihçesi insanların mağara hayatı yaşadığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. M.Ö. 7000 yıllarına ait mağaralara çizilen resimler, çok eski tarihlere ait arı fosilleri ve benzeri tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. İlk insanlar doğal olarak ağaç kovukları ve kaya oyuklarına yuvalanan oğulları öldürerek ballarından yararlanmışlardır.

Tarihi gelişim içinde taş devrinden itibaren; önce mantar ve ağaç kütükleri sonra da toprak ve kilden yapılmış kaplar kovan olarak kullanılmış ve zamanla bugün kullanılan kovanlar geliştirilmiştir. Gerçek arıcılık, insanların ağaç kovukları içinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar bal almaları ve bir miktar balı da arılara bırakmaları ile başlamıştır. Arıların gen merkezlerinin Orta-Doğu ülkeleri olduğundan arıcılığın ortaya çıkması bu ülkelerde olmuştur. Bununla birlikte M.Ö. 1300 yıllarına ait olduğu sanılan ve Hititler devrinden kalma Boğazköy'deki taş yazıtlarda arılardan bahsedilmesi arıcılığın Anadolu'da da çok eski tarihlere dayandığını göstermektedir.

Arıcılığın Gelişmesi

Son birkaç yüzyıl öncesine kadar çok uzun bir süre ilkel olarak yapılan arıcılık, bir çok bilimsel buluş ve gelişmelerin ışığında günümüz arıcılığına kadar gelişme süreci yaşamıştır. Günümüz arıcılığına gelinmesinde; 1787 yılında ana arının havada çiftleştiğinin tespiti, 1845 yılında arı üreme biyolojisinin izahı, 1851 yılında çerçeveli fenni kovanın keşfi, 1857 yılında temel petek kalıplarının bulunuşu, 1865 yılında bal süzme makinesinin icadı, 1882 yılında larva transfer yöntemiyle ana arı yetiştirme tekniğinin keşfi ve 1926 yılında ana arılarda yapay döllemenin bulunuşu gibi icatlar katkıda bulunmuştur.

Teknik Arıcılık

Teknik arıcılık, bir amaç doğrultusunda "Arıları Kullanabilme ve Yönetebilme Sanatı" olarak adlandırılabilir. Teknik arıcılık için bilgi ve tecrübeye ihtiyaç vardır. Aksi halde, bilgi ve tecrübe olmadan teknik arıcılık hatta sıradan bir arıcılık bile yapmak mümkün değildir. Arıcılığa başlamadan önce arı ailesi (koloni), aile bireyleri ve koloninin yaşam düzeni ile arıcılığı ilgilendiren diğer konularda bilgi sahibi olunmalıdır.

Bilgi ve tecrübeden yoksun yapılacak arıcılık ekonomik kazanç bir yana, başarısızlıkla sonuçlanır. Arıcılığa başlarken, arıcılık yapılacak bölge iyi seçilmeli, bölgenin bitki örtüsü ve iklimi arıcılık için uygun olmalıdır.

Dünyada Arıcılık

Günümüzde arıcılık, tüm dünyada yapılan en yaygın tarımsal faaliyetlerden birisidir. Bugün dünyada 56 milyon dolayında arı kovanı bulunmakta ve bunlardan 1.2 milyon ton dolayında bal üretilmektedir. Üretilen balın yaklaşık 1/4'ü ticarete konu olmakta ve dış satımın %90'ı 20 dolayındaki bal üreticisi ülkeden yapılmaktadır. Dünyanın en çok kovan varlığına (65 milyon) sahip ve bal üreten (211 bin ton) ülkesi Çin'dir.

    

Kovan başına ortalama dünya bal üretimi 20 kg dolayında olup bu rakam Çin'de 33, Arjantin'de 40, Meksika'da 27, Kanada'da 64, Avustralya'da 55, Macaristan'da 40 ve Türkiye'de 16 kg dolayındadır. Bu ülkeler aynı zamanda dünyanın en çok bal ihraç eden ülkeleridir. Dünyada en çok bal ithal eden ülkeler ise; Almanya, ABD, Japonya, İngiltere, İtalya, İsviçre, Fransa, Avusturya ve diğer Avrupa ülkeleridir. Bu ülkelerden Almanya yalnız başına Türkiye'nin bal üretiminden daha fazla bal ithal etmektedir.

    

Bal yanında; propolis, arı sütü, polen ve balmumu gibi arı ürünleri de dünya ticaretinde yer almaktadır. Diğer yandan tarımı gelişmiş ülkelerde arıcılık, arı ürünleri üretimi yanında hatta daha önemli olarak, bitkisel üretimde miktar ve kalitenin artırılması amacıyla yapılmaktadır. Örneğin, ABD'de bitkisel üretimde bulunan üreticiler üretim yaptıkları bitkilerde tozlaşmanın sağlanması için arıcılara 41 milyon $ arı kirası öderlerken, buna karşılık kendileri arıların üretimlerine katkısından 3.2 milyar $ kazanmaktadırlar. Yine ABD'de yapılan bir başka çalışmada; 40 dolayındaki bitki türünden elde edilen toplam 30 milyar $'lık ürün değerinin yaklaşık 1/3'ü olan 10 milyar $'ın bal arılarından dolayı sağlandığı bulunmuştur.

    

Diğer yandan bal, propolis, arı zehiri, arı sütü gibi arı ürünleri pek çok ülkede "Arı Ürünleri ile Tedavi" anlamına gelen "Apiterapi"de kullanılmaktadır. Bununla birlikte arıcılık, doğa ve çevreye zarar vermeden yapılabilen ender tarımsal faaliyetlerden birisidir. Bu yönüyle de arıcılık geleceğin en önemli sürdürülebilir tarım faaliyetlerinden birisi olacaktır. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı arıcılık, tüm dünyada vazgeçilemez tarımsal bir faaliyet olarak sürdürülmektedir.

Türkiye'de Arıcılık

Türkiye'de arıcılık, çok eski yıllardan beri bir gelenek olarak yapıla gelen sosyo-ekonomik bir faaliyettir. Türkiye sahip olduğu 4 milyon dolayındaki kovan varlığı ve 63 bin ton dolayındaki bal üretimi ile dünyada 3. ve 4. sıralarda yer alarak hem kovan varlığı hem de bal üretimi bakımından dünyanın en önemli ülkeleri arasındadır. Ancak bu önemli gelişmeye karşın, ülkemizde kovan başına ortalama bal üretimi 16 kg dolayında olup dünya ortalaması olan 20 kg'ın altındadır. Bununla birlikte, Türkiye'nin dünya bal ticaretinde %1.87'lik bir payla 10. sırada yer alışı sahip olunan kovan varlığı ve bal üretimiyle uyum sağlamamaktadır. Hem dünya bal ticaretindeki payımız hem de koloni başına bal üretimimiz dikkate alındığında, ülkemizin sahip olduğu mevcut arıcılık potansiyelinden yeteri kadar faydalanamadığımız ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan ülkemizde, bal dışında diğer arı ürünlerinin üretimi ve bal arılarının bitkisel üretimde yeterli tozlaşmanın sağlanması amacıyla kullanılmaları da yaygın değildir. Kovan başına bal üretiminin artırılması, bal üretimi yanında diğer arı ürünlerinin üretilmesi ve bal arılarının bitkisel üretimde daha yaygın kullanılması durumunda mevcut potansiyelimizi daha iyi değerlendireceğimiz açıktır. Ancak, ilkel ve geçit kovanlardan modern kovanlara geçişin büyük ölçüde tamamlanmış olması, koloni başına ortalama bal üretiminde bir miktar artışın sağlanması arıcılığımız için olumlu gelişmeler olarak sayılabilir.

    

Türkiye'nin ekolojik ve sosyo-ekonomik yapısı gereği, ülkemizin her yerinde arıcılık yapılabilirken sırasıyla Ege, Karadeniz ve Akdeniz Bölgeleri gerek kovan varlığı gerekse üretim payı bakımından arıcılık için en önemli bölgelerimizdir. Türkiye bal üretiminin yaklaşık yarısı bu üç bölgemizde gerçekleşmektedir. Bal üretimi bakımından sırasıyla ilk on ilimiz; Muğla, Ordu, Adana, Aydın, Sivas, Antalya, İzmir, İçel, Erzincan ve Samsun olup ülkemiz bal üretiminin yaklaşık yarısı bu illerimizde üretilmektedir.

Bakanlık, ölümcül kene haritası çıkardı

kene Sağlık Bakanlığı kene ısırığı ile bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı risk haritasını çıkardı. Buna göre, vakalar çoğunlukla Orta Anadolu ve Orta Karadeniz bölgesinde yani Kelkit vadisi başta olmak üzere Gümüşhane, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum Yozgat, Kastamonu ve Çankırı illerinde yoğunlaşıyor.

Sağlık Bakanlığı kene ısırmasıyla oluşan, öldürücü Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığının risk haritasını çıkardı. Bakanlık, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının 2002 yılından itibaren Türkiye’de özellikle bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirterek, vakaların çoğunlukla Orta Anadolu ve Orta Karadeniz bölgesinde yoğunlaştığı, hastaların çok büyük bir bölümünün ise, kırsal alanda yaşadığı, tarım ve hayvancılıkla uğraştığı bildirildi.

Hastalık virüsünü taşıyan Hyalomma türü kenelerin uygun yaşam alanlarına paralel olarak riskin arttığı bölgelerden söz etmenin mümkün olduğunu kaydeden Sağlık Bakanlığı, hazırladığı risk haritası ile, 2002 yılından bu tarafa Türkiye’de tespit edilen KKKA insan vakalarının sürekli ikamet adreslerini koordinatlarına göre işaretledi. Buna göre, risk haritasında, hastalığın Kelkit vadisi başta olmak üzere Gümüşhane, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum Yozgat, Kastamonu ve Çankırı illerinde yoğunlaştığı, diğer birkaç ilde ise tek vaka olarak çıktığı belirlendi.

ANİ BAŞLAYAN ATEŞ, BAŞ AĞRISI VE HALSİZLİĞE DİKKAT

Sağlık Bakanlığı, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının, insanlarda ani başlayan ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kırıklık, halsizlik ve belirgin iştahsızlık gibi belirtilerle ortaya çıktığını belirtti. Bakanlık ayrıca hastalarda bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi yakınmaların da görülebildiğini ifade ederek, daha sonradan bu belirtilere vücudun çeşitli yerlerinde görülen kanamaların da eşlik edebileceğini bildirdi. Kişisel korunmanın önemine işaret eden Sağlık Bakanlığı bu bağlamda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

“-Kişisel korunma önlemleri kapsamında hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.

-Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; yapışan keneler bir cımbızla, kenenin deriye yapıştığı yerden tutulup çıkarılmalıdır.

-Korunma amaçlı olarak giysilere uygulanabilen, repellent olarak bilinen kene kovucular/öldürücüler ve cilde uygulanabilen kene kovucular dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır.”  

ÇAYKUR yaş çay bedellerini ödemeye başlıyor

yaş çay ÇAYKUR Genel Müdürü Ekrem Yüce, 2008 yılı yaş çay kampanyasının birinci sürgününde alınan yaş çayın karşılığı olan 158 milyon 394 bin 341 YTL'nin birinci diliminin bugün itibariyle bankaya yatırıldığını, üreticilerin yarından itibaren ilgili bankalardan yaş çay bedellerini almaya başlayabileceklerini bildirdi.

Yüce, yaptığı yazılı açıklamada, 2008 yılı yaş çay kampanyasının diğer yıllarla mukayese edildiğinde geçmiş yıllara göre çok farklı bir çay sezonu yaşandığının görüldüğünü belirtti.

Verimlilik, ürün kalitesi ve kurumsal mesajların üreticiler tarafından doğru algılanması yönünden çok iyi bir sürgün dönemi yaşadıklarını vurgulayan Yüce, özverili katkılarından dolayı üreticilere, çalışanlara ve emeği geçen herkese şahsı ve kurumu adına teşekkür etti.

Yüce, 25 Nisanda açılan yaş çay kampanyasının birinci sürgün alımlarının Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına yayıldığını, dolayısıyla farklı gelişen bu hasat süreci nedeniyle Nisan ve Mayıs aylarını birleştirerek iki dilim halinde yaş çay ödemelerinin planlandığını ifade ederek, şunları kaydetti:

“2008 yılı yaş çay kampanyasının birinci sürgün dönemi olan Nisan ve Mayıs aylarında üreticilerimizden 214 bin 918 ton yaş çay aldık. Bunun karşılığı olan 158 milyon 394 bin 341 YTL ürün bedeli ödemelerinin birinci dilimi, bugün itibariyle bankaya yatırıldı. Ödemeler her gün 5 milyon YTL şeklinde yapılacak. Üreticilerimiz yarından itibaren ilgili bankalardan yaş çay bedellerini almaya başlayabilirler.”

Toprak Koruma Projesi Eğitimi-30 Haziran-4 Temmuz 2008

TOPRAK KORUMA PROJESİ EĞİTİMİ/ANKARA 30 HAZİRAN-4 TEMMUZ 2008

Adı : Toprak Koruma Projesi Eğitimi

Amacı : Toprak Koruma Projelerinin; bilimsel, teknik ve mesleki etik kurullarına uygun olarak hazırlanması.

Düzenleyen: Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi

Süresi : 5 gün

Katılım Koşulları :

Ziraat Fakültelerinin Toprak, Kültürteknik, Tarımsal Yapılar ve Sulama bölümleri ile Tarım Teknolojisi Programının Toprak, Tarımsal Yapılar ve Sulama alt programlarından mezun olmak veya diğer bölümlerden mezun olup da, en az 2 yıl süre ile kamu ve özel sektörde bu konularda çalıştığını belgelemiş olmak, ODA‘mızın üyesi olmakve aidat borcu bulunmamak.

Eğitim Ücreti: 300.-YTL.dir.

Katılımcıların yanlarında hesap makinası, arazi çalışmasına uygun kıyafet ve 2 adet vesikalık fotoğraf getirmesi gerekmektedir. Diğer eğitim malzemeleri(Cetvel, kalem silgi ve not kağıtları) eğitim sırasında dağıtılacaktır.

40 kişi ile sınırlıdır.

Ayrıntılı Bilgi İçin : TMMOB Ziraat Mühendisleri ODASI Genel Merkezi

TELEFON: 0 312 444 1 966 / 6

Pekmeze mısır şurubu karıştırmak artık yasak

ekmez Tarım Bakanlığı, Anadolu'nun vazgeçilmez şifa kaynağı olan pekmezin glikoz, fruktoz ve benzeri şekerli maddeler karıştırılarak üretilmesini haziran ayı sonu itibarıyla yasakladı.

1 Ocak 2008 tarihinde bakanlık tarafından yayımlanan tebliğe göre, pekmeze fruktoz, glikoz karıştırarak üretim yapan işletmeler, 30 Haziran'dan sonra ağır cezalara çarptırılacak. AB'ye uyum yasaları çerçevesinde yapılan uygulamanın sağlıklı olarak hayata geçirilebilmesi için bakanlık denetimleri sıklaştırarak, perakende satış noktalarında kontroller yapacak.

Seyidoğlu Gıda Sanayii ve Ticaret AŞ Genel Müdürü Mehmet Göksu, 2001'deki ekonomik kriz sonrasında üzüm pekmezinin tebliğinin değiştirilerek mısır şurubu (fruktoz) ve glukoz şekeri karıştırılarak üretilmesine izin verildiğini söyledi. Göksu, "Normal pekmezin kilogramı 3,5-4 YTL iken, mısır şurubunun kilogramı 1.250 YTL. 1 kilogram pekmeze, 9 kilogram fruktoz karıştırılarak sözde 10 kilogram pekmez elde ediliyordu." dedi. Pekmez özellikle günlük kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gereksiniminin büyük bir kısmını karşılıyor. Fazla enerji harcaması gerektiren durumlarda sporculara, işçilere, gebe ve emzikli annelere de kansızlık durumlarında şeker yerine pekmez tüketmeleri tavsiye ediliyor.

Genesis Genel Enerji Sistemleri Ziraat Mühendisi İş İlanı

genesis  

İlan Tarihi

:

15.06.2008

Sektör

:

Tarım Ve Orman Ürünleri

İl

:

Türkiye Geneli

Alınacak Personel Sayısı

:

Belirtilmemiş

Ziraat Fakültesi mezunu, Sera konusunda en az 2 yıl deneyimli, İngilizce bilen, Sürücü belgesi olup aktif araç kullanabilen İzmir/Bergama bölgesinde faaliyet gösterecek seramız için Ziraat Mühendisleri arıyoruz.

İlana Başvurmak İçin Tıklayın

web adresi;

http://www.genesis.com.tr/index.php

Arılarda Amerikan Yavru Çürüklüğü Hastalığı

 

yavru çürüklüğü-3 yavru çürüklüğü-2 yavru çürüklüğü-1 yavru çürüklüğü

Arılarda Amerikan Yavru Çürüklüğü

ARILARDA AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ (A.Y.Ç.) HASTALIĞI

Dr. Ayşen BEYAZIT (Uzman Veteriner Hekim)

M.Arda SEYİSOĞLU (Veteriner Hekim)

Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü

Hastalığın tanımı: Amerikan yavru çürüklüğü (A.Y.Ç.) hastalığı, arı larvalarının prepupa dönemlerini etkileyen ve etkeni sporlanan bir bakteri olan Paenibacillus larvae'nın çoğalmasına bağlı olarak oldukça bulaşıcı, enfeksiyöz, kozmopolit bir hastalık olup ülkemizde ihbarı mecburi arı hastalıklarındandır. Bu enfeksiyonun semptomları yeni ölmüş larvalarda kolaylıkla görülebilir. Bu hastalığa kara larva, yapışkan larva ve bozuk, hastalıklı larva gibi adlar da verilmiştir.

Amerikan yavru çürüklüğü bulaşıcı bir hastalık olup, yavru hastalıkları içerisinde en tehlikelilerindendir. Hastalığa yakalanmış kovan her geçen gün zayıflayarak söner. Hastalık bal arılarının bulunduğu her yerde şekillenebilir. Arı ailesinin içinde yaşayan arı zararlılarının çoğunda olduğu gibi, bu hastalığın etkeni de en iyi petek gözündeki bir yavrunun sıcaklığında gelişir. Bu bakteri larva ve pupa döneminde salgın bir hastalık yapar.

Genel epidemiyoloji: 1906 yılına kadar 2 yavru çürüklüğü hastalığı birbirinden ayırt edilememekte ve durum yavru çürüklüğü olarak adlandırılmakta idi. Philips, 1906 yılında bu 2 hastalığı birbirinden ayırt etmek için Amerikan ve Avrupa terimlerini kullanmıştır. Bununla birlikte, bu isimler coğrafik dağılımdan değil, bilimsel olarak ilk defa araştırıldıkları alanları ifade etmektedir. White (1907), Bacillus larvae adını verdiği bir bakterinin A.Y.Ç. hastalığının etkeni olduğunu belirgin olarak ortaya koymuştur. Hastalığın coğrafi kökeni bilinmemektedir, fakat dünyanın hemen her yerinde bulunmaktadır. A.Y.Ç. balarılarının bilinen en virulant yavru hastalığıdır. Tüm bir koloniyi öldürebilme yeteneğine sahip olup bakteriyel sporların uzun süre canlılığını koruyabilmesi (35 yıl ve üzeri) ve olumsuz koşullarda bile canlılığını sürdürebilmesi nedeniyle koruma ve kontrol açısından sorunlar oluşuran birkaç arı hastalığından biridir. Hastalıklı larvaların bulunduğu petekler sporların en büyük kaynağı olup, bulaşma ve yayılmanın etkenleridir. A.Y.Ç. enfeksiyonu balarısı topluluklarındaki enfeksiyonların en değişkenidir. Oldukça bulaşıcı olan bu hastalık, enfekte peteklerin değiştirilmesi veya başka bir arılığa ait arılar tarafından hastalıklı kolonilerin yağmalanması yoluyla yayılmaktadır. A.Y.Ç. hastalığının mevsimsel bir salgın olma durumu yoktur; yavrunun bulunduğu yılın herhangi bir zamanında görülebilir. Fakat yavru çıkış sezonunun aktif olduğu süre boyunca çoğunlukla teşhis edilir.

Etiyoloji: Patojen etkenin sınıflandırılması: White (1907, 1920) Bacillus larvae'nın A.Y.Ç. hastalığının etkeni olduğunu ortaya koyarak türlerin tam bir tanımını yapmıştır. Ash ve çalışma arkadaşları, 1993 yılında hastalık etkeni olan türü yeni olarak tanımlanan, 3 adet Bacillus grubundan oluşan bir soy olan Paenibacillus soyunda tekrar tanımlamıştır. Mevcut taksonomiye göre hastalığın etkeni, Paenibacillus larvae 'dır.

Paenibacillus larvae, Gram (+), 2.5–5 ; 0.5-0.8 µm. büyüklüğünde çomak şeklinde bir bakteridir. Bakteri çok hızlı çoğalır. Çoğalma esnasında uçları çoğu kez birbirinden ayrılmadığından bakteri zincirleri meydana gelir. Sürekli formları olan ve 1.1-1.9 ; 0.4-0.7µm. büyüklüğündeki sporları oluştururlar. Bakterinin vejetatif şekli olan çubuk formu; ne olgun arı, ne de yavrular için bir tehlike oluşturmaz. Spor formu ise, yavrular için patojen olup arılarda hastalık yapamaz. Besinlerle beraber larvalara bulaştırılan bakteri sporları larvalarda hastalığa neden olur.

Bulaşma ve nakil: Paenibacillus larvae sporları kuruluğa, yüksek ısıya (100oC 'ye 10 dakikadan fazla süre), ultraviyole ışığına maruz kalmaya oldukça dirençlidir ve %10'luk formaldehit solüsyonları gibi klasik dezenfektanlarla 5 saatten fazla süreyle temasta bile canlılıklarını korurlar. Paenibacillus larvae, Bac. anthrachis basiline benzer, çok dayanıklıdır. Etkenin spor formunun kovan içinde ve toprakta 60 yıl yaşadığı tespit edilmiştir. Balda 1-10 yıl, eritilmiş balmumunda ( 65-75ºC de ) 5 gün yaşar. Temel petekte 45 yıl, eritilmiş balmumunda (72oC) 5 gün, 116oC'ye kadar ısıtılmış balmumunda ise 20 dakika kadar yaşayabilir.

Yavru çürüklüğü kuru olarak 100ºCye 8 saat, nemlendirilmiş yavru çürüklüğü kütlesinde sporlar 60-80ºCye 240-180 dakika, 90ºCye 120 dakika, 95ºCye 55 dakika, 97ºCye 45 dakika ve 100ºCye 11-14 dakika dayanabilir. Bal içinde sporlar, sulu bal sıvısındakilere göre daha dirençlidirler.

Koloni içinde yayılma: P. larvae ssp. larvae sadece larvaları enfekte eder, ergin arıları enfekte etmez. Larvalar besinlerinde mevcut olan sporları tüketerek enfekte hale gelirler. Çok az sayıdaki enfekte birey kovanın temizliğinden sorumlu işçi arılar tarafından koloniden uzaklaştırılır. Zaman geçtikçe, kalan enfekte larva yada pupalar pul halinde kurur ve petek gözünün tabanına sıkıca yapışır. Bunların işçi arılar tarafından uzaklaştırılması çok zordur. Pullaşmış bir tek larva milyonlarca spor içerir. Enfeksiyon 2 temel yolla yayılır. İlki, enfekte larva içeren petek gözlerindeki larvaların %8-19'unun kendi kendilerini enfekte etmeleridir. İkinci olarak da petek gözlerinin temizliğinden sorumlu arıların sporları larvaların gıdalarına nakletmeleridir. Sporların bu ikinci yolla nakli işçi arıların, sporları ve polen tanelerini mideden orta mideye nakleden bir filtre görevi üstlenen proventrikülüsünün faaliyeti ile azaltılabilir. Larvaların A.Y.Ç.'ye duyarlılığı yaşa bağlı olarak azalır.

Koloniler arası bulaşma: A.Y.Ç.'nün bir koloniden diğer bir koloniye nakli, hastalık siklusunda temel bir basamaktır. Apikültür uygulamaları hastalığın bulaşmasında önemli bir etkiye sahiptir. A.Y.Ç.'nün nakli birkaç yolla olabilir. Bunlar arasında kontamine bal ve polenle beslenme, hastalıklı kolonilerden sağlıklı olanlara yavru çerçevelerinin nakli, etkene ait sporlarla kontamine olan kovan malzemelerinin kullanılması ve nadiren de olsa yağmacılık sayılabilir. Arıların bizzat kendisi; ürün tozlaşması, kullanılan kolonilerin hareketleri ile, çekirdek koloni ve paketlerini satın alarak veya satarak, orijini bilinmeyen bal yada polenle arıları besleyerek ve arılıktaki sağlık şartlarını göz ardı ederek koloniler arasında bulaşmaya sebep olur. Hastalık vakalarını ve bunların ciddiyetini etkileyen faktörler: A.Y.Ç. hastalığı, bir kolonide belirgin semptomlar ortaya konmaksızın yıllar boyunca endemik olarak kalabilir. Bununla birlikte, belirgin bir zaman sürecinden sonra birkaç larva enfekte hale gelebilir ve enfeksiyon ölü larvalar kovandan uzaklaştırılmadan önce, spor oluşturabilir safhaya ulaşabilir. Doğada Apis mellifera doğal kovanları düşük yoğunluktadır. Koloniler arası yağmalama, bal çalmanın azalmasıyla elimine edilebilir. Ayrıca doğal arı kovanları küçük veya dar girişlere sahip olduğundan yağmalamaya karşı savunma daha etkindir.

Bölgedeki tüm arılıklar hastalıksız olmadıkça, hiçbir arılık bu ve benzeri arı hastalıklarından kendini koruyamaz.

Patogenezis: Sporlar hastalığın enfektif formunu temsil eder. Larvalar gıdalarda mevcut sporları alarak enfekte olur. Sporlar pH'nın 6.6 olduğu orta mide boşluğunda larva tarafından alındıktan bir gün sonra çoğalmaya başlayarak etkenin vejetatif formunu oluştururlar. Flagellalı çomaklar bağırsak lumeninde çoğalamaz. Bununla birlikte periferik membrana göçederek ön mide epitelyumunu delerler. Vejetatif çomaklar ön mide hücrelerine fagositoz yoluyla girerler. Bazı bakteriler fagositik vakuollerde tahrip edilirlerse de diğerleri canlılığını sürdürür. İstilaya uğrayan hücrelerin erimesini takiben bakteriler, konakçının hemoseline girerler. Çomaklar hemolenfte çok fazla ürerler ve daha sonra sporlanmaya başlarlar. Larva sistemik bakteriyemi sonucu ölür. İstilaya uğrayan ön mide hücresinin erimesinden başka toksin salgılama olayı yoktur, hastalık sadece sistemik bir bakteriyemidir.

Sporların çimlenmesi için gerekli şartlar en fazla genç larvalardadır. Fakat optimal koşullar vejetatif çoğalma için uygun olmayan bir hale gelir. Sporların çimlenmesi yaklaşık 6.6 pH, 36-37oC ısı ve %5-10'luk CO2'li ortamda mikroaerofilik koşullarda olur. Vejetatif bakteriler larva bağırsağında çoğalamaz. Çünkü bu safhada bakteriler aerobik ve hareketlidir. Böylece epitelyuma göç edip vücut boşluğunu delerek aerobik koşulların mevcut olduğu hemolenfe geçer ve burada çoğalır. Sporların çimlenmesi genç larvalarda yaşlılara göre daha yavaştır ve vejetatif çomaklar dışkıdaki içerik şeklinde atılmadan önce epitelyuma ulaşacak ve dokuları istila edecek kadar yeterli zamana sahip olmayabilir. Vejetatif hücreler diğer larvalar için enfektif değildir ve kuru ortama direnç gösteremez. Daha yaşlı larvalar etkenin vejetatif hücrelerinin hareketi için artan oranda bir engel teşkil eden ve daha kalın bir peritrofik membrana sahiptir. Diğer bir engel de orta mide epitelyumudur. Eğer bakteri peritrofik membranı delip geçer ve orta mide epitelyumuna başarıyla nüfuz ederse larvanın ölümü kaçınılmazdır. Bakteriler pupa döneminden önce larva dokularında prolifere olursa enfekte larva hemen ölür ve sporlar şekillenir ve bunların çoğu yumurtlamadan sonraki 11 gün içinde prepupa döneminde olur. Enfeksiyon esnasında larvanın için bulunduğu yaşa göre larva çok erken ölür. Ölü larvalar, işçi arılar tarafından petekten atılır. Orta yaşlı larvaların enfekte olmaları halinde, larvalar salyamsı forma dönüşürler. Bazı hallerde katılaşırlar. Yaşlı larvalar enfeksiyona rağmen gelişimini tamamlayarak ergin arı haline gelirler. Bu larvaların orta bağırsaklarında bulunan sporlar ve vejetatif form halinde çubuklar, son bağırsak üzerinden pislikle beraber dışarıya çıkar ve kovan içine atılır. Şayet basiller, pupa oluşum safhasında hemolenfe geçmişse, erken nimf (prenimf) ölür. Bundan birkaç gün sonra petek gözünün kapakları düşer, çatlar veya ortada küçük bir delik gösterir. Ölü larva önce saydamsı bir kütle oluşturur ve sonra katılaşabilir. İşçi ve erkek arılar ilk 3 gün arı sütü ile beslendikleri için genç larvaların ilk 2 gün hastalığa yakalanma olasılığı zayıftır. Yumurta açılımından sonra 53. saatten itibaren larvalar hastalığa yakalanmaya açık hale gelir.

Klinik semptomlar: Kuvvetli kolonilerde yeni bulaşmış hastalığın farkına varmak oldukça zordur. Hastalık ilerledikçe arı sayısında bir azalma başlar. Aktif ve çalışkan arılarda tembellik ve halsizlik göze çarpar. Hastalığın başlangıcında uçuş deliği önünde, açık ve kapanmış gözlerden söküp atılan henüz tam kurumamış koyu renkli larvalara rastlanır. Sağlıklı bir larva, inci beyazı görünüşünde, petek gözünde dik vaziyete bulunur. Amerikan yavru çürüklüğünde enfekte bir larva, önce petek gözünün tabanında C harfi şeklinde gelişir. Sonra hücreyi dolduracak şekilde yukarı doğru gelişir. Enfekte larvalar bu dik pozisyonda ölürler. Bundan başka, A.Y.Ç. hastalığı yavru peteğini ve petek gözünün içeriğinin karakteristik özelliklerini içeren belirgin semptomlara sahiptir. Enfekte peteklerin genel görünüşü sağlıklı kapalı gözleri, hastalıklı larva kalıntılarını içeren açık gözler ve boş gözlerden ibaret alacalı manzarada görülür. Hastalıklı larvaların bulunduğu petek gözlerinin kapakları iç bükey, koyu renkli ve sümüksü manzaradadır. Kapalı gözlerde kapağın rengi solmuş, içeriye doğru çukurlaşmış, ayrıca delinmiş (toplu iğne başı kadar) durumdadır. Enfeksiyon ilerledikçe petek gözlerinin kapakları düzensiz delikler haline gelir. Ölü larvalar koyu renkli, kahverengi, hatta siyaha kadar renk değiştirir. Ölü larva çikolata rengini aldığında bir kibrit çöpü sokulup çekilirse, larva iplik gibi 2.5-10 cm uzar.

Ölü larvaları içeren peteklerde tipik zamk kokusu veya bozulmuş balık kokusu vardır ve nihayet 1 ay veya daha sonra hastalıklı bireyler kokonlara kuvvetle yapışmış, tipik koyu pullar halini alır. Ölü pupanın kurumuş kalıntısı işçi arıların söküp çıkaramayacağı şekilde petek gözünün içine yapışmıştır. Eğer ölüm pupa safhasında olursa, pupa dili şeklinde isimlendirilen ve pupaların ağız organellerinin dışarı uzaması şeklinde ve petek gözünün tavanına yapışan ve hastalık için karakteristik olan bulgulardan birisi şekillenir. Dile ilaveten kurumuş pul şeklindeki larvalar da hastalık için patognomonik olan özelliklerdir.

Hastalık 7-10. aylar arasında çok yaygındır.

Marazi madde alınması ve laboratuvara ulaştırılması: Amerikan yavru çürüklüğü için, alınacak petek numunesi 10x10 cm. ebadında, mümkün olan en fazla sayıda ölü veya renksiz larva içeren kısımdan alınmalı ve petek numunesinde asla bal bulunmamalıdır. Alınacak petek numunesi kağıda sarılmalıdır. Plastik çanta, alüminyum folyo, teneke kutu veya cam kavanoz içinde olmamalıdır. Zira bu maddeler numunelerde mantar üremesine neden olarak doğru teşhisi olanaksız hale getirir. Petek numunesi ayrıca tahta yada karton kutu içinde de gönderilebilir. Numune ile birlikte kime ait olduğu, nereden alındığı ve hastalıkla ilgili tamamlayıcı bilgiler verilir.

İlkbahar ve sonbaharda arı kovanları birer kez kontrol edilir . Hasta kovanlar her ay kontrol edilir.

Teşhis: Amerikan yavru çürüklüğü eğer bir sonraki yıla devrederse, o zaman basit yavru çürüklüğünü yapan Str. faecalis ’ten ayırt edilmesi zordur. Laboratuvar bulguları için marazi madde alıp göndermek gereklidir. Laboratuvarda patojen etkenlerin identifikasyonu için mikroskobik inceleme, Holst süt testi, immunofloresan yöntemi ve besi yerinde etkenin üretilmesi (kültür teknikleri), nitrat redüksiyon testi, katalaz testi ve balda spor aranması gibi teşhis metotları kullanılarak teşhis edilir.

Tedavi: Hastalık yeni başlamış ve hemen farkına varılmışsa ilaçla tedavi mümkün olabilir. Bu durumda hastalıklı koloni bazı kimyasal maddeler yardımı ile bazı antibiyotiklerle tedavi edilebilir.

Kontamine materyallerin dezenfeksiyonu: Kontamine materyaller 2 yolla dezenfekte edilir.

Fiziksel yollar

1.Kolonilerin yakılması: Kontamine kolonilerle ilgili güvenilir metotlardan bir tanesi bunların yakılarak gömülmesidir. Enfekte bir koloniye ait tüm arılar sentetik pretroidler veya gaz yağı gibi bir insektisitle yakılmalı ve kalıntılarla küller bir çukur açılarak gömülmelidir.

2.Alevden geçirme: Kovanın iç kısımlarının alevden geçirilmesi bir sterilizasyon yöntemi olarak kullanılmıştır.

3.Parafin içine daldırma: Arılar, petekler ve bal normalde arılıkta tahrip edilir. iyi durumdaki tahta malzeme (çerçeveleri ve petekleri içermeyen) 150oC'ye kadar ısıtılmış parafine en az 10 dakika süreyle daldırılır. Bu yöntem Yeni Zelanda'da son 50 yıldır başarıyla uygulanmaktadır.

4.Gama radyasyon: Kobalt 60'dan elde edilen gama radyasyon, kontamine peteklerin ve tüm tahta malzemelerin sterilize edilmesinde güvenilir bir yöntemdir. Etkenin spor ve vejetatif formlarına etkilidir. Arıların beslenmesinde kullanılan polen ve ana arı adayları için kullanılan bal da bu yolla muamele edilebilir. Hastalıklı kolonilerin bal içermemesi ve ekipmanın radyasyon merkezine gönderilmeden önce tüm arıların öldürülmesi gereklidir. Radyasyondan yararlanma yöntemi henüz pratik olarak uygulanmamaktadır.

Kimyasal yollar

Etilen oksit fumigasyonu: A.Y.Ç. ile enfekte materyali sterilize etme yeteneğindedir. Bununla birlikte ticari olarak uygulanamaz. Zira çok masraflıdır, kullanılan gaz karışımının yanıcı özelliği vardır ve kanserojenik kalıntı bırakır. Bu da etkinliğine gölge düşürür.

Metil bromür: Oldukça nöyrotoksik olmasına karşın kontamine ekipmanın dezenfeksiyonunda başarıyla kullanılır.

Küllü su: Potasyum hipoklorit yoksa, metal arıcılık malzemeleri % 1'lik küllü suda 1 saat kaynatılarak da dezenfekte edilebilir.

Potasyum hipoklorit: çamaşır sodası olarak da bilinir. Metal şurupluklar, el demiri, körük, ana arı ızgarası, maske, eldiven v.b. gibi malzemeler 5 lt. kaynar suya katılan 500 ml. çamaşır suyu çözeltisinde 5-10 dakika kadar tutulur, sonra bol suyla durulanır ve güneşte kurutulur. Hazırlanan sodalı suya 250 gram kalsiyum klorit ilave edilirse daha güvenilir bir dezenfeksiyon gerçekleştirilir.

Zefiran: 100 ml.de 10 gr. Benzalkonyum klorür içerir. Maske, eldiven gibi kıyafetlerin sterilizasyonu için 1/4000'lik eriyiği tercih edilmeli ve çözelti için saf su kullanılmalıdır.

Hidrojen peroksit: Oksijenli su olarak da bilinir. % 1'lik hidrojen peroksit çözeltisi ile arıcılık alet ve ekipmanları, boş kovanlar ve çerçeveler sprey şeklinde ilaç püskürtülerek dezenfekte edilebilir.

Kloramin: Boş kovan ve peteklerin dezenfeksiyonında %4'lük kloramin çözeltisi de kullanılmaktadır.

Kalsiyum siyanit fumigasyonu: Kalsiyum siyanit tozu metal bir kapta bulaşık kovan içine konursa, zehirli siyan gazı buharlaşır. Ancak bu gaz nemli ortamda hidrojen siyanit gazına dönüştüğünden gerekli önlemler alınmadan kullanılmamalıdır.

İlaç Tedavisi

A.Y.Ç. hastalığı ile enfekte koloniler, koloninin hala bal üretebilmesine imkan vermek için hastalık bulgularını baskılamada antibiyotiklerle tedavi edilebilirler. Antibiyotikler sadece vejetatif formlarına etkilidir. Sporlar bunlarla öldürülemez. İlaç tedavisinin etkinliği farklılık gösterir. Hastalık yeni başlamış ve hemen farkına varılmışsa ilaçla tedavisi mümkün demektir. daha az koloninin imhasının daha ekonomik olduğu durumlarda kemoterapi tavsiye edilmez.

Oksitetrasiklin hidroklorür ve sodyum sülfathiazol birçok ülkede A.Y.Ç. hastalığının kontrolünde başarı ile kullanılmıştır. Ancak, Oksitetrasikline karşı etkenin direnç geliştirmesi mümkündür. Tylosin tartrat da hastalığın tedavisinde oldukça etkilidir.

Hatalı ilaç uygulamaları balda kalıntı problemi yaratabilir. Özellikle antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması ilaçlara karşı toleransın artışına yol açtığı gibi dirençli suşların ortaya çıkışı da kaçınılmazdır. Özellikle ilaç seçiminin yapılmasında hastalık etkeninin antibiyotiklere karşı duyarlılık derecelerinin bilinmesinde büyük yarar vardır. Özellikle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından bal arıları için ruhsatlandırılmış ve veteriner hekim reçetesi ile satılan ilaçlar kullanılarak ilaçlama yapılmalıdır.

Hastalıktan korunma: Korunmada esas hastalığın arılara bulaşmasını ve yayılmasını önlemektir.

1. Her şeyden önce arıcılar hijyenik çalışmalı, hasta arı ailesi ile uğraşan arıcı işi bitince bol köpüklü sabunlu su ile ellerini yıkamalıdır. Kullanmış olduğu aletler alevden geçirilmeli, aleve dayanmayanlar %10’luk sodalı su ile yıkanarak, yarım saat kaynatılmalıdır.

2. Hastalıklı arı ailesinin balı, peteği, çerçeveleri vs. diğer sağlam arılara kesinlikle verilmemelidir.

3. Yağmacılık önlenmeli ve çıkmaması için önlemler alınmalıdır.

4. Çıkan oğul kontrol edilmelidir. Oğula verilecek temel petek ve ballı peteklerin temiz, hastalıksız olmasına özen gösterilmelidir.

5. Hastalık etkeni taşımayan ana arı (satın alırken güvenli yerden alınmasına dikkat edilmeli) ile çalışılmalıdır.

6. Arı meraları ve meyve ağaçları da hastalığı yaymada etkilidir. Bu nedenle arıcı yalnız kendi arılığının değil, arılığına 5-10 km. mesafedeki arıların da hastalıklı olup olmadıklarını gözlemelidir. Hastalık etkeninin bulunmadığı çevrelerde arıcılık yapılmalı ve tedbirli olunmalıdır.

7. Hastalığın ilk görüldüğü kovanlar ve arılar hastalık yayılmadan imha edilmeli ve hastalık ilgili makamlara ve çevredeki diğer arıcılara bildirilmelidir.

Ayrıca hastalığa dirençli koloniler üretmek üzere genetik çalışmaları da yapılmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır.

Amerikan yavru çürüklüğü hastalığı 3285 sayılı Hayvan Sağlık Zabıtası Kanununa göre hazırlanan 2000/27 nolu tebliğe göre ihbarı mecburi hayvan hastalıkları kapsamına alınmıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü Amerikan yavru çürüklüğü hastalığına karşı korunma ve mücadele talimatı yayınlamış olup, hastalıkla ilgili bilgiler ve hastalık çıktığında neler yapılması gerektiği bu talimatta belirtilmiştir.

KAYNAKLAR

1. Anonim (2001) Bal arılarının amerikan yavru çürüklüğü hastalığına karşı korunma ve mücadele talimatı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Ankara.

2. Bailey, L. and Ball, B.V. (1991) Honey Bee Pathology. Academic Press, London.

3. Colin, M.E., Ball, B.V. and Kilani, M. (1999) Bee Disease Diagnosis. Instıtuto Agronomico Mediterraneo de Zaragoza.

4. Morse, R.A. (1980) Honey Bee Pests, predators and Diseases. Cornell University Press Ltd., London.

5. Tutkun, E. ve İnci, A. (1992) Balarısı Zararlıları Hastalıkları ve Tedavi Yöntemleri. Demircioğlu Matbaacılık, Ankara.

6. Zeybek, H. (1991) Arı Hastalıkları ve Zararlıları. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Hayvan Hastalıkları Araştırma Enstitü Müdürlüğü, Etlik, Ankara.

Büyükbaş Hayvan Yetiştiricilinde Barınak Seçimi

 

Serbest duraklı ahır Yarı Açık Sistem Ahır Açık Sistem Ahır açık sistem sundurma

Sığır yetiştiriciliğinde en önemli çevre koşullarında birisi barınakların durumu ve uygun barınak tipi seçimidir. Bir hayvancılık tesisi kurarken üretim yapmayı düşünülen yörede üretilen ürünlerin (et-süt) uygun fiyatlarla ve kesintisiz olarak her an satabilecekmiyiz ? sorusuna cevap verilmesi gerekir. Bu soruya olumlu cevap verebiliyorsak ikinci aşamada yeterli kapasite miktarı belirlemek gerekir. Bunun içinde işletmenin yararlanacağı çayır mera varlığı ve kaba ve kesif yem üretim olanakları göz önünde bulundurulmalı, kapasite buna göre belirlenmelidir. Bir işletmenin giderlerinin % 65-70’i yem girdisi tutmaktadır. Bu durumda girdi maliyetlerini aşağıya çekmek işletmenin ekonomik üretim yapmasını sağlamak için yem üretimini işletmenin kendisinin gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Barınak sistemi seçiminde etkili ve önemli faktörlerden birisi iklimdir. Besi için en uygun sıcaklık +4 C ila +24 C arasındadır. -20 C’nin altı ile +32 C’nin üstü ise arzu edilmeyen sıcaklıklardır. Süt inekçiliğinde ise sıcaklık +10 C ile +24 C arasındadır.

Bir diğer göz önüne alınması gereken unsurda sermaye miktarıdır. Sermayenin tümü barınak yapımına aktarılmamalı, barınak yaptıktan sonra işletme sermayesi içinde para gerekecektir. Onun için en ekonomik şartları sağlayan barınak tipi seçilmelidir.

Barınak tiplerini üçe ayırabiliriz.

1- Kapalı Sistem

2- Yarı Açık Sistem

3- Açık Sistem

Akdeniz, Ege, Marmara, Karadeniz, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yarı açık sistem ve açık sistem seçilebilir. Ancak bu bölgelerin özellik arz eden sert iklim karakterli yörelerinde ve Doğu Anadolu Bölgesinde kapalı sistem tercih edilebilir.

Kapalı sistem barınakların bazı önemli sakıncaları vardır;

-Sabit bağlama ve hareketsizlik sığırın hastalıklara karşı direncini çoğaltır.

-Özellikle uzun süreli besilerde romatizmal eklem hastalıkları ve kemik bozuklukları şekillenir. Bu durum sığırın yem yemesini etkiler ve canlı ağırlık artış hızını yavaşlatır.

-Sığırların önünde otomatik suluk mevcut değilse su içmeleri kısıtlanır.

-Yaz aylarında sıcak bölgelerde besi yapma mümkün değildir.

Kapalı ve sabit duraklı ahırların bazı avantajları da vardır.

Bunlar;

-Bu tip ahırlarda sığırlar bağlandığından, sığırların kontrolü ve temizlik kolaydır.

-Her sığırın canlı ağırlığına göre hesap edilen yem miktarı kontrollü bir şekilde verilebilir.

-Sığır tamamen hareketsiz olduğundan karkasları daha fazla yağlı olur. Buna bağlı olarak ta et randımanları, serbest dolaşımlı ahırlarda beslenen sığırlara oranla 2-3 puan daha yüksek olur.

Açık sistemli barınakların da çok önemli avantajları vardır. Bu avantajlar şöyle sıralanabilir;

-Ahır yapımı için fazla yatırım gerektirmez. Kapalı ahırlara oranla en az %70 daha ucuza yapılabilir.

-İşçilik giderleri çok azdır.

-Bu sistemde yılın 12 ayı besi yapılabilir.

-Sığır sağlığına çok uygundur. Sığırlar hastalıklara dirençli olurlar. Sığırlarda tırnak uzamaları şekillenmez. Ayak ve eklem hastalıkları çok az görülür.

-Bu sistemde sığırlar yemleri iştahla yerler ve canlı ağırlık artış hızları daha fazla olur.

-Bu tip ahırlarda beslenmiş sığırların karkasları daha kaliteli olur.

-Karkasları aşırı yağlı değildir.

Açık sistemde kış soğuklarında hayvanın hastalanmasından korkulur. Ancak uygun besleme koşulları ile -17 C de bile yeterli canlı ağırlık artışı sağlanabilir.

Web Stats Free counter and web stats